infak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
infak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Ocak 2010 Pazartesi

Zenginlik, tüketim ve yardım

Hayrettin Karaman  Yeni Şafak 13 Ağustos 2009 Perşembe



Dindar (dinin kurallarına titizlikle uymak isteyen, bunun için gayret eden) Müslüman da zengin olabilir; ama hem zenginliğin kaynağı (servetin elde ediliş yolu) meşru olacak, hem de servet üzerindeki "başkalarına ait haklar" ödenecek. Ayrıca servetin miktarı ne olursa olsun ona sahip olanın harcaması, tüketmesi, başka şekillerdeki tasarrufları dinin koyduğu kurallara uygun olacak.
İslam'da para kazanmanın meşru yolları var; bunları Müslümanlar bilirler, bilmedikleri, şüpheye düştükleri konuları da bilenlerden sorarak, ilgili kaynaklara başvurarak öğrenirler. Haram para ile yapılan mali ibadetler kabul edilmediği gibi, midesinde haram yiyecek, damarlarında haram gıdadan oluşmuş kan ve vücudunda haramdan elde edilmiş enerji bulunan kimselerin de duaları kabul edilmiyor.
Zenginin malındaki hakların başında zekat, yakından uzağa doğru akrabanın nafakası, fitre, kurban, zorunlu hale geldiğinde yoksullara -zekat dışında- yardım, devletin ihtiyacı bulunduğunda talep edilen vergiler vardır. Bunlar ödenmediğinde servet, sahibi için bir nimet değil, ebedi hayatını karartacak bir âfettir.
Harcamada, tüketmede en önemli ölçü israftır. İsrafın göreceli olduğu, insanların sosyal ve kültürel seviyelerine göre değiştiği bir gerçek olmakla beraber her seviyede itidal ve israf vardır; "yeterli, güzel, iyi ve rahatlatıcı" nitelikteki harcamalar meşru olur ve israfa girmez; ama bu niteliklerin de abartılmaması, servet, lüks ve ihtişam yarışmasına girilmemesi şarttır. Bu noktada önemli olan bir ölçü de başkalarının ihtiyacıdır. Müslüman bir toplumda yaşayan dinli dinsiz, salih fasık, iyi kötü herkesin "normal, olmazsa olmaz ihtiyaçları"nın karşılanması farzdır. Bunu bizzat karşılayamayan şahısların imdadına zenginler ve devlet yetişir. Bütün normal kaynaklar kullanıldığı halde yine toplum içinde açlar, açıklar, ihtiyaç sahipleri kalırsa "ihtiyacından fazlasına sahip olanlara" başvurulur; bunu devlet yapar, sivil toplum kuruluşları yapar, zenginler kendiliğinden yaparlar… İşte bu takdirde zenginlerin, yüksek refah seviyesine ait harcamalarından kısarak yoksullara yardım etmeleri gerekebilir ve israfın ölçüsü de değişikliğe uğrar.
"İnsanlara, çalışıp kazanmaları yerine karşılıksız yardımda bulunmanın sakıncalarından bahsedenler" oluyor; bunlar, "herkese iş bulmalı, kazanıp yaşamaları sağlanmalı" diyorlar, bu teklife ve temenniye itirazımız yok, ama herkese iş bulmak her zaman mümkün olmuyor, herkes her zaman çalışamıyor; böyle olunca bırakalım da aç ve açıkta mı kalsınlar!?
İslam'da servet emanettir, bir yandan ibadet aracıdır, bir yandan da çetin bir imtihan sorusudur.Yeni Şafak

24 Ocak 2010 Pazar

Kardeşlik uygulaması; Hayrettin Karaman

Kardeşlik uygulaması

Hayrettin Karaman;Yenişafak ; 24 Ocak 2010 Pazar


Soğuk sıfırın altında, kar yağıyor, yoksulların ısınma, aç karınlarını doyurma, bu mevsime uygun giysi bulup üşümekten kurtulma, işsizlerin günlük bile olsa iş bulma imkanları daha bir zor hale geldi. Hali vakti müsait olanların bu durum karşısında imanları ve/veya vicdanları rahat olmamalıdır. Kendilerini yoksun ve yoksulların yerine koyarak bir düşünmeleri ve ellerinden geleni yapmaları zaruri hale gelmiştir.
İslam tarihinde sözde kalmayan, fiile, uygulamaya, samimiyet imtihanına dönüşen kardeşlik uygulamasının en parlak örneği ilk Müslümanların Mekke'den Medine'ye göçlerinde yaşanmıştır. Her şeylerini Mekke'de bırakarak dinlerini yaşamak ve yaymak için Medine'ye göçen Müslümanlarla (muhacirler) Medine yerlisi müslümanlar (ensâr) arasında kardeşlik uygulamasını Peygamberimiz (s.a.) başlatmış, bir muhaciri bir ensârîye kardeş etmişti. Ensâr, muhacir kardeşleriyle, onların muhtaç olduğu her şeylerini paylaştılar, geçici bir dönemde, muhacirler yeni şartlara alışıp kendi ayakları üzerinde duracak hale gelinceye kadar onlara yardım ettiler. Bu sayede muhacirler Medine'de garip kalmadılar, kardeşlerinin arasında olabildiğince rahat ettiler ve kısa zamanda her biri kendi hayatını kazanacak, ihtiyaçlarını giderecek hale geldi.
Bugün de din, insanlık, amaç vb. kardeşliğinden söz ediliyor, hatipler “Kardeşlerim” diye söze başlıyorlar, zenginler malları için “emanet” kelimesini kullanıyorlar, ama uygulamada bu sözlerin karşılığı yok. Bir şey istemek için gelenlere “Allah vere” diyorlar. Bildikleri halde bilmez gibi görünüyorlar da “Allah'ın verdiğini, kulları vasıtasıyla vermekte olduğunu”, “ellerinde ihtiyaçtan fazlası bulunanların bunu ihtiyacı olanlara vermekle yükümlü olduklarını”, bu manada malların emanet olduğunu akıllarına getirmiyorlar.
İşte şimdi de kardeşlik uygulamasının tam zamanıdır.
Hem dünya hem de ülke ölçeğinde gelir dağılımının adaletsiz olduğunda şüphe yoktur.
Bütün dünyada bir düzen değişikliği gerçekleşmedikçe genel olarak bir adil dağılım da mümkün olmayacaktır.
O zamana kadar hamiyetli insanlar her nerede bulunurlarsa orada, yoksun ve yoksullara “kardeşlik uygulaması” yapmalıdırlar.
Bu uygulamanın en kolay ve pratik olanı “elinde ihtiyaç fazlası bulunan her kesin, en yakından uzağa, en fazla muhtaç olandan daha az muhtaç olana doğru bir sıra takip ederek en az bir kişiyi (bu aileyi de içine alır) yardım ve ilgi kardeşi seçmesi, onun ihtiyaçlarını karşılamaya çalışmasıdır.
Devlet, dernekler, vakıflar muhtaçlara yardım işi ile de meşgul oluyorlar, ama bunun yeterli olmadığı ve yardımın zamanında, yerine ulaşması bakımından eksiklerin bulunduğu herkesin malumudur. Bu yardımlar yine devam etsin, ama bugün zaruri hale gelen davranış yukarıda tanımladığım “kardeşlik uygulaması”dır.
Müslümanlar şunu unutmasınlar:
Peygamberimiz “elinde fazlası olanın, ona muhtaç olana vermesi gerektiği konusu” üzerinde o kadar durmuş, tekrarlamış ve ısrar etmiştir ki, ashab “kişinin ihtiyaç fazlası olup başkalarının da ona muhtaç olduğu malda hakkı bulunmadığını” düşünür hale gelmişlerdir.
Bu kardeşlik uygulamasının hedefi herkesi eşit derecede zengin veya yoksul yapmak değildir; bir topluluk içinde yaşayan bütün insanların mübrem (olmazsa olmaz) ihtiyaçlarını karşılamak, onların da normal yaşamalarını sağlamaktır. Bu amaca ulaşılınca elbette yine toplumda zenginler ve dar gelirliler, verenler ve alanlar olacaktır ve bu da tabiidir. İslami anlayışa göre veren “elindeki emaneti sahibine verdiği”, alan da “hakkını aldığı” için bir minnet ve eziklik de söz konusu olmayacaktır. Hayrettin Karaman; İnfak, bölüşüm

5 Aralık 2009 Cumartesi

Müslümanların Mülkle İmtihanı

             

İman’da Ciddiyet ve Sadakat Ölçütü:İnfak


Atilla MORÇOL
 

            Kuran’da cihad, hicret ve infak ; “Allah yolunda” kaydı ile emredilen eylemlerdir. Allah yolunda cihad, Allah yolunda hicret, Allah yolunda infak … Allah yolunda canı , Allah yolunda malı , Allah yolunda memleketi feda etmeyi göze almakla denenmedir. İnfak terim olarak yararlı olan bir şeyi ona muhtaç olanla karşılıksız paylaşmak anlamına gelir. Muhtaç olmadan, infak gerçekleşmez. İnfakın vergi olarak devlet tarafından toplanan kısmına zekat denilmektedir. Zekat devlet tarafından belli esas ve usullerle belli miktarda toplanır ve yine belli usul ve esasla belli yerlere harcanır. Zekat infak içinde muteala edilsede bu yönüyle infaktan ayrılır. İnfak kişinin kendi ihtiyarı ile yani gönüllü olarak yoksullara, yetimlere, kölelere, yolda kalmışlara hasılı muhtaçlara yaptığı mali yardımdır. Allah için kurban kesmek gibidir. Servet/mülk Allah’ın insanlar üzerindeki emanetidir. Emanete riayet, Allah’a sadakattir. Bu sadakat emanet olarak verilen mal ve nimetin, muhtaçlarla karşılıksız en güzel bir şekilde paylaşılmasıdır. Sadaka sadakattan gelir ve bu nedenle karşılıksız paylaşıma sadaka denmiştir. İnfak Allah’a karşı sadakatı gösterir. Allah’a olan sadakatin derecesi ölçüsünde infak edileceği aşikardır. Aksi durum emanet edilen malı biriktirmek, saklamak, paylaşmamak, kenz etmek emanete ihanettir. Yani Allah’a sadakatsizliktir. O’nun malının üzerine konmaktır. Yani, Vakıf kuranlar tarafından tayin edilen mutevelli heyetinin vakıf konusu malı kendi amaçları için kullanması gibidir.

       Fıdr sadakası ramazanda fakir zengin tarafından verilen fıtrat sadakasıdır. Kuran serveti hayr olarak isimlendirir. İnfakı anlamanın ve sindirmenin yolu vahyin inşa ettiği bir servet tasavvuruna sahib olmaktan geçer. Tevhid akidesi bu tasavvurun alt yapısıdır.

       Mülk Allahındır. Mülkün mülkiyeti Allahındır. Mülkiyet mülk üzerinde sınırsız tasarruf hakkıdır ki bu ancak Melikin-Nas'a aittir. Allah bu hakkı kendinde bırakarak mülkün tasarrufunu belli kural ve sınırlamalarla insana vermiştir. Tıpkı Ademe cennette tasarruf etmesini(yaşamasını bahşettiği gibi)”Ey Adem ye iç gez ama şu meyveden uzak dur. Yoksa kovulmuşlardan olursun.” Dediği gibi, insanada mülk/servetin sınırlı/şartlı tasarrufunu vermiştir.”Yiyin için yararlanın ama israf etmeyin. Biriktirip cem etmeyin ihtiyacınızı giderin fazlasını Allah yolunda infak edin.” Servetin yasak meyvesi onu kenz edip biriktirmek, muhtaçlarla paylaşmamaktır. Nihayetinde kişinin elindeki mülkten, kendi payına düşen; yediği, giyindiği ve Allah yolunda yaptığı infak, gerisi ise ölümle terk edilendir.

             “Kullukta yücelmenin iki kanadı vardır: Biri kuldan Allah’a uzanan boyutu temsil eden namaz. Diğeri kuldan kullara uzanan boyutu temsil eden infak.”(M.İslamoğlu) Dini yalanlayanlar yetimi itip kakanlar, yoksula yardımı teşvik etmez.Sözde namaz kılar ama ciddiyetinden gafildirler.(Maun) “ Onlar öyle kimseler ki Allah anıldığı zaman kalpleri titret ; başlarına gelene sabrederler, namazı kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda harcarlar.” Hac 35

             Nifak ehli ahirette inanmadığı için, karşılığı Ahiretti verilecek olan amellerden yüz çevirir. En çok sevdiği malı infakla heba olarak görür. İman ehli ise; ahirette iman ettiğinden orada elde edeceği mükafaat için bu dünyada gönül hoşnutluğu ile Allah yolunda infak eder. Hesapsız bir ecir için infak etmemek ancak Ahirete inanmamakla olur. Böylesi karlı bir alış veriş başka hangi nedenle yapılmaz ki ?

             İnfak : Tevhidi Dünya görüşü buna bağlı yaşam tarzının rutin, doğal, hayrdan işlerindendir. Allah infakı şiddetle tavsiye etmiş ve müslümanları serbest bırakarak onların iman ve güven ilişkisinin niceliğine uygun davranacağını bildiğinden. Zekatta bile bir zorlama vardır. Siyasi erkin kabul ettirilmeside söz konusudur. Zekatı devlet görevli memurları ile toplar. Toplanması ve sarfında da usul ve esaslar belirlenmiştir.İnfakta ise böyle bir durum söz konusu değildir. İnfakta boşa kakmadan, incitmeden, öncelikle mümin yoksullara yapılması gibi ahlaki ve erdemli davranışlar hatırlatılmaktadır.

             İyilik, infak kazanç kapısı haline getirilmemeli. Az verip çok verdim yaklaşımına girilmemelidir.(Müddesir 6) Kaz gelicek yerden tavuk esirgenmez mantığı kapitalismin kar mantığıdır. Daha fazlasını elde ederim diye hayr yapılmaz. (!? İstiksar) Hayr Allah rızası için yoksul ve muhtaç insanlara şefkat ve merhamet duygularından, adalet ve kıstı ayakta tutma çabası ile yapılmalıdır.

           Kulun infakı Allah’a bir ikram değildir. Bilakis Allah böyle bir ameli salih için kula imkan vermesi ve aynı zamanda fırsat verip nasip etmesi bir lütüfdur ki infak edenin buna teşekkür etmesi gerekir. Mal sahibi yaptığından hemde ameli salih için fırsat verdiğinden dolayı.

          İnsanların gösteriş için malını harcayan Allah’a ve ahiret gününede inanmayan kişi gibi başa kakarak ve gönül inciterek ve sahip olduğu malın en kötüsünü vererek hayr sonuçlarını iptal etmemeleri istenmektedir.(2/264-267) Böyle yapışmış bir hayrdan önce Allah telakkisinde problem vardır. Allah telakkisi problemli olanlar ne kadar harcarlarsa harcasınlar onların gösteriş, başa kakma , statü kazanma emelleri nedeniyle boşa giden eylemleridir.Allah rab olması ile kullarını hayr yaparken eğitiyor , yetiştiriyor ve tesfiye ediyor. Hem bilgi olarak hem pratik olarak hem nicelik olarak hem de nitelik olarak en güzeli öğütlüyor.

           Zekat tahsili devlet tarafından yapılan, hangi mallardan ne kadar alınacağı ve nerelere sarf edileceği vahyiyle ve sünnetle belirlenmiş bir vergidir. Ve infak ibadeti içinde mütala edilir. Allah yolunda infak yada sadaka ise zengin fakir hatta yoksul ayrımı yapılmaksızın elindekinden Allah yolunda harcamaktır. Allah’a ve resulune sadakatın bir göstergesi, ispatı, Allah’a imanın isharı, Allah’a güven duymanın işaretidir. Resulullahın yoksulun once meşakkatine rağmen bir kardeşine gülümsemesini sadaka olarak nitelendirmesi bundandır. Yoksul da infak edicek bir tane hurmaylada olsa. Verecek hiçbirşeyi yoksa gülümseyecek kardeşine. Buda vermektir, harcamaktır. İnfak ahlakı ise sadece zenginin değil müminlerin olmassa olmaz vasıflarındandır. İnfak konusundaki uyarı, özelde zengin müslümanlara, genelde tüm müminlere yoneliktir.(2/195) Allah’ın verdiği nimetten cimrilik yapmak toplumda bozgunculuk cıkarmaktır. Allah bozguncuları sevmez. (28/77). Allah toplumda barış ve kardeşliği diler. İnfakla iman kardeşliği anlam bulur. Duygusal bir soylemden gerçekci bir zemine oturur, sevgi ve kardeşlik gerçek anlamını bulur. Toplumda barış, huzur ve kardeşlik gelişir. Kalpler birbirine yaklaşır. Dayanışma ve birlik tahakkuk eder. Bu durumdan ise toplumsal bir güç doğar. Allah’ın kudret elide birlik içinde birbirine kardeşce kenetlenmiş toplumun üzerinde olur. Toplumsal tevhid budur. Allah’ın birliği gibi ümmette tek bir ümmettir. Aksi durumda ise yoksullar zenginlere düşman olur. Zenginler fakirlere tepeden bakar, şevkat, kardeşlik, dayanışma, birlik ortadan kalkar. Herkez birbirini istismar etmenin yoluna bakar. Kısacası cahili bir toplum tüm yönleriyle egemen olur.(Çok meyledilen o mallardan Allah yolunda harcamadıkça Birr’e eremessiniz.)(3/92). İyiliğe erişmek için (bkz: Birr için 2/177). Allah yolunda Allah’ın fazlı ile sahip olduklarınızdan gönül hoşnutluğu ile harcamanız gerekmektedir. Bu Müslümanın değişim/tekamül ve Allah’a yönelme yasasıdır. Birre (İyiliğe,hayra,takvaya) erişmek için Allah yolunda infak, olmassa olmaz bir ameli salihdir.

             İnfak yada sadaka toplumda yoksullara yetimlere, muhtaç düşenlere yapıldığından kardeşlik, sevgi, muhabbet duygularını geliştirir. İnsanların birbirlerine saygı ve güven duymalarını sağlar. Dünyaya meyli, aç gözlülüğü, çok kazanma hırsını, fırsatçılığı, cimriliği ve benzeri ahlaki zaafları ortadan kaldırır. Cimrilik ise tüm bu ahlaki hastalıkların toplumda yayılmasını, çoğalmasını, bozgunculuğu hortlatır. (Bkz. Kasas 28/78). İnfak toplumun denge direğidir. Cimrilikse tüm toplumsal dengeleri bozan etkiye  sahibtir. İnfak her iki tarafı (vereni ve alanı) ıslah eder, marufa yoneltir. Cimrilik bozgunculugu tetikler. Toplumda hasetcilik, kibir, sömürü, haksız kazanç, haksızlıklık, düşmanlık, egoizm ve refahtan dolayı şımarıklığı egemen kılar. Bu haliyle infak toplumu felaha götüren, cimrilikse toplumu fesada sürükleyen yönleriyle toplumların değişim ve dönüşümleriyle ilgili yasa niteliği taşımaktadır.Allah’ın verdiği nimete nankörlüğün başında, verilen nimetin gerçek sahibinin Allah oldugunun unutulması ve O’nun rızayi ilahisine uygun olarak verdiği mal ve mülkü tasarruf etmemek gelmektedir. Bu ise büyük felaketleri celb eden bir kokuşmayı hazırlayan vasatı meydana getirmektedir. (Nahl 16/112 – 28/58)

          Etrafımıza bir baktığımızda kariyer sahibi olma adına ne çabalar sarf ediliyor hayretle ve esefle görülmektedir. Bunca çaba; konforlu, rahat bir dünya hayatı için olduğu herkesin malumudur. Kariyer ve konforlar için tüm insani guclerini ortaya koyanların, Allah’ın rıza ve hoşnutlugunu kazanacak mü’min, muhsin, muttaki, salih bir kul olma yolunda  kariyer yapmaya ne kadar isteksiz davrandıklarıda ortadadır.İman edip salih amellerde bulunanlar müstesna ama böyleleri nekadar da azdır. (Sad 38/24)

          Sapma ve bozulma yani toplumsal fesat biriktirmeyi ve cimriliği, cimrilikse infaktan kaçınmayı doğurmaktadır. İnfaktan kaçınma müstağniliğe bu ise Allah’a karşı nankörlüğe yol açar. Nifak hali budur. Nifak, iki yüzlü olup dünya tapıcılığıdır. Menfaatperestliktir. Güya Allah Rasulu’ne ve ahirete sözde inanmaktadır. Ama bu Allah’ın istediği bir inanış değildir. Zira ehli nifakın; ne Allah telakkisi ne de değer yargıları vahiyle inşa edilmemiştir. Nifak ehli Allah’a güvenmemektedir ve çok sevdiği malı Allah’ın istediği gibi değil, hevasının istediği gibi tasarruf etmektedir. Ona emaneten verilen mal ve mülk üzerinde mülkiyet davasında bulunarak Allah’a karşı büyüklük taslamış ve nankör konumuna düşmüştür. Halef kılındığı mal üzerinde Allah’ın hudutlarını gözetmeden şımarmaya , lüks tüketime, israfa yönelmiştir. Yoksula , yetime tepeden bakmaktadır. Kendini farklı görmektedir. Zenginlerle yarışa girer bu halininde islam olduğuna kendini inandırır. “ Nimetlerin en iyisi müslümanlara layıktır!” diyerek ; lüksü ve israfı meşrulaştırır, kendinin buna layık olduguna inandırır.

             Kuranda, emredilen maruf olan; zekat, tezekki, tezkiye , sadaka, infak, karzı hasen, itha , itam, fekk-i rakabe, tahrir-i rakabe, birr, ihsan, isar, fidye, kefaret, cizye kavramlarının karşısında kerih görülen fiiller; vermeme, esirgeme, hayrı engelleme, hayra teşvik etmeme, malı cem etme, kenz , tekasür, cimrilik, bencillik (şuhh), israf, tezbir, gösteriş, riba kavramlarıdır. Öncekiler mü’minlerin,salihlerin,kurtuluşa erenlerin amel ve vasıfları iken  sonrakiler yüz çevirenlerin,hüsrana uğrayanların,küfredenlerin,helaka sürüklenenlerin vasıf ve amelleridir.

              Nifak - Münafık-Biriktirme-Cimrilik

             Münafıklardan bir gurup vardır islami kabul ettikleri halde çakılıp kalmışlar. Allah’a yönelmede hiçbir gayret göstermeyerek boş kalpleriyle mümin olduklarını zannetmişlerdir. Tevbe suresi 38. ayetten itibaren gelen pasajda hitap edilen o tereddüt içinde bocalayanlar, savaşa çıkmayanlar, peygamberden izin isteyenler, gönülsüz sadaka verenler, verince başa kakanlar, ne dediğini bilmeyen, yaptığından gafil, ciddiyetsiz, samimiyetsiz bu insanların kalplerine iman yerleşmemiştir. Kendilerini müslüman olarak görürler ve öyle tanınırlar. Ama müslüm oluşlarında bir ciddiyet yoktur. Dünya ehlidirler ahirete ise hiç iltifat etmezler.İnandıkları halde nifaka sürüklenmişlerdir. Medine’de özelliklede Mekke’nin fethinden sonra kitleselleşmişlerdir. Bunlar gönülsüz infak ederler, Allah’a ve resulune nankördürler, namaza hep üşene üşene kalkarlar ve daima gönülsüz hayr yaparlar. Hakkı ve doğruyu anlamada isteksizdirler. Onlara hakkı anlatmak deveye hendek anlatmaktan zordur. Hep itiraz ederler. İman edip sonra inkar etmeleri nedeniyle inkarlarını ishar edememişlerdir. Böyleleri Medine’de çoktur. Münafıkların listesi olduğu yolunda rivayet meşhurdur. Onların kalpleri mühürlenmiştir. Artık hiç anlamazlar. Bu halleri ile ilgili olarak;Rabbimiz;”Allah onların canlarını alsın, nasılda bu hale geliyorlar?” (63/24) buyurmaktadır.
            Allah infak ahlakı ile infakın malların en güzel ve hoşa gidenlerinden gönül hoşnutluğu içinde yapılmasını gösteriş için değil Allah için yapılmasını, başa kakılmamasını, Alan elin incitilmemesini öğütlemektedir ki aksi durumda yapılan hayrdan eser kalmaz.İnfakla iman hidayet arasında sıkı bir ilişki bulunmaktadır. Allah yolunda harcayan hem de en sevdiklerinden ve dahi bunu en hasbi duygularla ve bir karşılık beklemeden başa  kakmadan ve incitmeden yapabilmek kamil bir imanla mümkündür ki zaten böyle bir tavır kamil bir imanın varlıgına dalalet eder(2/271-272)

             İnfakta cömertlik cennete iletir, cimrilikse cehenneme götürür. Allah’ın rızasını kazanmaktan daha değerli olan nedir? Abdurrahman bin Avf, 500 deveyi üzerinde ki değerli yükleri ile birlikte bir anda tereddütsüz adeta Allah’a ve rasulune sadakatimdir dercesine tasadduk etmesi ne güzel bir ameldir. Ya kazandığı Allah rızası, mal ve mülkle dünyalık nimetlerle ölçülür bir şey değildir. İşte iman bu tercihi ve fedakarlığı yapabilmektir. Kısacası Allah’a güvenmektir. Allah’a gerektiği gibi güven duymayanların iman iddiası boş bir iddiadır. Herkes iddiasına mutdalidir ve şahidtir.

            İslam siyasi gücü ve serveti/zenginliği meşru görür. Ancak bunun bir ahlaki disiblini olduğunu Hz. Davut ve Hz. Süleyman örnekleriyle göstermiştir. Davut (as) ve Süleyman (as) siyasi ve ekonomik gücü, insanların yararına, adaleti gözeterek , kıstı ayakta tutarak, mahrum ve mazlumların imdadına koşarak kullanmışlardır. Her iki peygamber ne lükse teveccüh etmişlerdir  ne de israfa sürüklenmişlerdir. Diğer Peygamberler nasıl bir hayat tarzına sahipse bu iki Hükümdar Peygamberde ayni yaşam tarzına ve dünya görüşüne sahip oldukları muhakkaktır. Bazı türedi zenginlerin,her iki peygamberin zenginliğini kendi zenginliklerine yada kapitalist servet anlayışlarına referans göstermeleri, ne büyük bir nifak içinde olduklarını göstermektedir.