kıst etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kıst etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Ocak 2010 Pazartesi

İslam İktisadı Üzerine


İslam İktisadı Üzerine  

Atilla MORÇOL



İktisadi Hayat


            İktisadi hayat  iki temel üzerinde ceryan etmektedir:1-Üretim faaliyetleri 2-Bölüşüm .Modern iktisat bilimi,üretim şeklini, üretim araçlarının mülkiyetinin kimin elinde olduğuna göre belirlemektedir. Üretim araçları müteşebbis/sermayedarın mülkiyetinde olduğu ekonomik modellerde kapitalist üretim tarzından,devletin/emeğin mülkiyetinde olması durumunda  marksist ekonomik modelden bahsedilir.İslam, siyasal sisteme getirdiği genel naslar gibi, iktisadi hayata da genel hükümler getirmiştir:Adaletle hükmetme,Kıstı ayakta tutma yükümlülüğü.Kapitalizm ve Marksizm üretim ve bölüşümü kendilerine özgü kurallara bağlayarak her biri sözcüsü olduğu toplumsal aktörlerin  yani yaslandığı sınıfın faydasını gözetmeyi kendilerine amaç edinmiştir. Toplumda adalet duygusunun yerleşmesini,adalet ve kıst kaygısınının yerleşmesini gözetmezler. Kapitalizm Üretim araçlarının insanların mülkiyetine konu olduğunu,üretim araçlarını ele geçiren müteşebbisin arz ve talep kanununa göre hareket ederek, mülkiyetini; karını maksimize edecek şekilde kullanma hakkının olduğuna inanır. Marksizm ise üretim araçlarının, emeğin yani işçi sınıfının kollektif mülkiyetinde olduğunu kabul eder.İşçi sınıfı bu mülkiyeti üretim ve bölüşüm ilişkilerini, işçi sınıfı adına hareket ettiği iddiasındaki bürokratik/siyasi bir elit tarafından  kararlaştırarak uygulama alanına sokar.
            İslam ise; insanı  Halife olarak görür ve Onu sermayenin mülkiyeti  üzerine vekaleten atamıştır. Zira Mülkiyet Allah’ındır.İnsan çalışıp çapalamış olsa da, üretip elde ettiğinin gerçek ve mutlak sahibi Allah’tır.Nihayetinde  insan; üretim işlevi ile elde ettiğini Allah’ın verdiği donanımla  vücuda getirmiştir.Eşyanın mülkiyetinin gerçek sahibi olan Allah;üzerinde halef kıldığı insana eşyadan nasıl,ne şekilde,ne miktarda yararlanacağını da ona bildirmiştir.İnsan gerek bizzat üreterek elde ettiğinden,gerekse miras yoluyla elde ettiğinden yiyib,içecek,giyinecek ama bunu yaparken israf etmeyecektir.[1]İhtiyaç fazlasını da yoksullarla ve kölelerle paylaşacaktır.[2]Biriktirip şahsi servet unsuru haline getirmeyecektir.[3] İslam iktisadi altyapısının temeli İnsanı Kamildir.İslam el İnsanı inşaa etmektedir.El İnsan yani  Halife olması durumunda, Allah onu; Toplumuna (yeryüzüne) varis kılacağını[4] toplumsal değişim  yasasıyla hükm altına almıştır. Müsrif olmayan,çok sevdikleri maldan gönül hoşnutluğu içinde, şevkat ve saygı ile Allah’ın mahrumlarına infak etmeyi ahlak edinmiş,dünya hayatını  geçici bir mekan,Ahiret hayatını  ise ebedi bir mutluluk  Yurdu gören insan;İslam ekonomisinin alt yapısını oluşturmaktadır. İşte İslamın öngördüğü ve inşaa ettiği insan ile Kapitalizmin ve Marksizmin inşaa ettiği insan arasındaki farklılık budur ve bu fark İslam ekonomik modeli ile kapitalizm ve marksizim ekonomik modelleri arasındaki farka tekabül etmektedir. Yani,İslamın inşaa ettiği Halife İnsanın ortaya koyduğu sosyo ekonomik yapı ile diğerlerinin ortaya koyduğu iktisadi yapılar arasındaki fark; müfsid bir kapitalist yada bir sosyalist ile kamil bir mü’min arasındaki farka tekabül edecektir.
            İnsanlık Tarihi, Habil ile Kabil’in  çatışması ile başlamıştır. Bu çatışma da harekete geçiren saik,insan ihtiyaçları ve bu ihtiyaçların giderilmesi gayreti olmuştur.Tarihi harekete geçiren ve yön veren saik budur. İslam insanının ihtiyaçları ile Kapitalist ve Marsksist  insanın ihtiyaçları nitelik ve nicelik olarak köklü farklılıklara sahiptir.Dolayısıyla her iki insanın (Kapitalist ve marksist insan temelde materyalist olduğundan ayni kategoride müteala edillirler:Cahiliye) Kabulleri ve yönelimleri farklıdır.Biri,tarihi; insanilik ve gelişim yönünde harekete zorlarken,diğerleri bozucu,ekini ve yurdu fesada[5] verme yönünde harekete zorlamaktadır. Birinci ve ikinci dünya savaşları milyonlarca insanın katledilmesi ve onca emek ve alınterinin  hebası ile sonuçlanmıştır ki tarihi zorba ve kan dökücü bir yöne çevirmişlerdir.Bu İslamın mahkum ettiği bir cürümdür.İslam barış,adalet ve özgürlük yönünde tarihin seyretmesini dilemektedir.
            Kapitalizm,insan ihtiyaçlarının sonsuz, buna karşılık bu ihtiyaçları karşılayacak doğal kaynakların ise sınırlı olduğuna inanmaktadır. Yanlış algılama ile kendinin ürettiği bu problemi;yine kendisinin yanlış temeller üzerine kurduğu teorilerle ekonomi ilmi adı altında  çözmeye çalışmaktadır. Modern Dünyanın bu gün geldiği yer sömürü,istismar,adaletsizlik,Halkların açlık ve sefaleti ile küçük bir mütref[6] sınıfın istikbarıdır. Marksizm ise sınırlı kaynakların ihtiyaca göre üretildiği, ihtiyaca göre bölüştürülmesi ile bu sorunu çözme çabasına girmiştir.O da buna karar verecek karar merciin hangi kıstaslara göre karar vereceğini göz ardı etmiştir ve sermayedar mütrefinin yerini bürokratik mütrefin almıştır.
            İslam; Allah'ın yarattığı nimetlerin(Kaynakların) fıtri (Doğal dengenin) olanın korunması durumunda  kıyamete kadar insan türüne yeteceğini,doğada ilahi bir dengenin olduğunu ileri sürmektedir. Yeterki insanın bu dengeyi bozmaması, fesat ve açgözlülükle hareket ederek ekini ve nesli bozmaması uyarısında bulunmaktadır.Allah çeşit çeşit nimetler yarattığı gibi,insanlığın gelişim devrelerine uygun gereksinimlerini de varetmiştir.Petrol den haberi olmayan insan  petrolle tanıştı.Doğalgazı bilmezken doğalgazı keşfetti.Yarın belki deniz suyu ile çalışan motor keşfedilecek ve muazzam bir enerji kaynağı devreye girecektir.[7]
            İslam ihtiyaca göre üretmeyi,biriktirmemeyi ister ve tulu emelin insan için saptırıcı olduğunu belirtir.Zira ihtiyaç kadar tüketmek esastır. Meşruiyet sınırı ihtiyacın giderilmesidir.İslam fazlasını  israf olarak nitelendirmiştir.
            Allah kainatı ve hayatı hikmetle yaratmıştır.En ufak bir  düzensizliğe fırsat  vermemiştir.Doğada öyle bir denge ve öyle bir ahenk kurmuştur ki,sosyal olaylar,tabii deveran biteviye akıp gitmektedir.Yaratanın koyduğu doğal yasalar canlılar alemindeki yaşamı,sosyal kanunlar ise insanlığın kaderini belirlemektedir. Yaban hayatında karnı açıkan avlanır,karnı doyunca dinlenir.İsraf etmeyen,biriktirmeyen ve ihtiyacından fazlasını paylaşan insan Allah’ın Dünya Hayatı dediğimiz sisteminin bir parçası olan ve bu sistemi korumakla görevli Halife İnsandır. Tarihin,iktisadi ilişkilerin temelinde insan vardır. İnsan; Halife insan (insanı kamil) ve kendine yabancılaşmış insan (Esfele safiliyn) olarak bu ikisinin çatışması tarihe yön vermektedir.
            İnsanlık tarihi; üretimden ziyade bölüşüm nedeniyle yaşanan  çatışmalara sahne olmuştur.Allahın tüm insanların ihtiyaçları için yarattığı kaynakların bölüşümündeki adaletsizlik, tarih boyunca çatışmaları doğurmuştur.Tevhid akidesi  Allahın tüm insanlar için yarattığı nimeti emperyal amaçlarla elegeçirip başkalarını bundan mahrum bırakmayı meşru görmemektedir. Müslümanlar Savaşta bile Bedir Kuyularını düşmanlarının kullanımına izin vermişler onları sudan mahrum etmemişlerdir. Neden? Çünkü İslam suyun insanlık için yaratılmış bir nimet olduğunu bilmektedir. Savaşta olsa su üzerindeki bir sahiplenme (Mülkiyet) Allah'ın hukukuna riayetsiz anlamına gelecektir. Cahiliye Anlayışı ise bunun tam tersidir.Her şeyi ele geçirerek kendilerinden başkasını ölüme terk etmek,fahiş karlarla insanlara mal satmak,başkalarını yoksullaştıracak şekilde istismar etmek tabiatlarında olan  emperyal duygulardır.
            İslam insan emeğine önem ve değer vermektedir. Emekle üretim yapılır ,emeğin karşılığı olan şeye kişi sahip olur.İnsan, Allah’ın yaratmasıyla vardır. O’nun sayesinde emek gücüne sahiptir.Allahın yarattığı üzerinden üretim yapılmaktadır. Semavatın ve arzın mülkü Allah’a aittir. İnsanın  eşya ve nimet üzerinde yani eşya üzerindeki hakimiyeti ikinci derecede  bir hakimiyyettir.Allah tarafından eşya ve nimet üzerine  müstahlef kılınmaktır. Zira mülkiyyet Allaha aittir.Allah dilediğine verendir.Halef kılınanlardan da emrettiği gibi davranmalarını istemektedir.İnsan sarf ettiği emek vasıtasıyla ürettiğine yada kazandığına sahip olur.Emek  yaratılmış olanı açığa çıkartır.Sahip olmanın sebebidir.Fakat buradaki sahip oluş,Allahın mutlak sahib oluşunun altında, Allah’a tabi olarak bir sahip oluştur ki aslında buna emanet,tasarruf demek daha anlamlı olmaktadır.Marksizm mülkiyeti reddederken, Kapitaliz mülkiyeti varlık sebebi görrek kutsamıştır.

İnsanlar üretim kapasiteleri açısından  üç gruba ayrılırlar:
1-Aktif üretkenler.
2-ihtiyaçlarını karşılayacak kapasitede üretkenler.
3-İhtiyaçlarını karşılayamaz durumda olanlar.

Aktif üretkenlik kapasitesine sahip olanlar ekonomik faaliyetlerin lokomotifi durumundadır.Üretilen milli hasılada gerek organizasyon açısından gerekse müteşebbis ve gerekse teknik ve bilgi açısından üretimde liderlik ve yönetim bu kesimdedir.Ve dolayısıyla dünya üretiminin aslan payını alanlar da bunlardır.Toplumların zengin kesimini oluştururlar.Ve bu kesim toplumda aşağı yukarı  % 10 luk bir dilimi oluşturmaktadır.Konumlarını miras yoluyla  kazananlar olduğu gibi gayret ve liyakatleri ile sıfırdan gelenlerde az değildir.Kimi Doğal seleksiyon gereği kimisi iflas ederek konumlarını kaybederler.Ama daima birileri meydana gelen boşluğu doldurmaktadır.Abd her gün binlerce Şirket kurulmaktadır ve binlercesi de iflasla yada iş yapamama sonucu  piyasadan çekilmektedir.Bu her toplumda aşağı yukarı böyledir.Dikkat edilirse “İslam Toplumlarında durum şudur!” diye bir bahis açmadık.Zira Birkaç marksist ülke dışında (Küba,Kuzey Vietnam gibi) tüm dünya pazarlarına Kapitalizm hakimdir. Tüm dünyada üretim,bölüşüm ve tüketim, kapitalizmin kurallarına ve felsefesine göre yapılmaktadır. Dünya nüfusunun beşte birinin yoksulluk sınırının altında olmasının nedeni budur.
İhtiyaçlarını karşılayacak kapasiteye sahip olanlar, toplumun orta sınıfını oluştururlar.Sağlıklı toplumlarda  orta sınıf  alabildiğine geniştir.Yani Geniş tabanlı piramit gibi.Piramitin tabanla tepe arasındaki büyükçe bir bölüm orta sınıfı temsil eden gelir seviyesine temsil ediyor olması halinde sağlıklı bir toplumdan bahsedilmektedir.Aksi durum gelir dağılımının yani üretim ve bölüşümün adil olmadığı bir toplum anlamına gelir ki, sağlıksızlık göstergesidir.İslamın kısta dayalı ekonomik yapısı orta sınıfı yaygınlaştırmayı hedeflemektedir. Zekat,sadaka ve özellikle infak gibi gelir transferleri ile ücret politikası ve mülkiyet üzerindeki kısıtlamalar (örneğin ekilir arazilerdeki  uygulamalar) buna yöneliktir.
Asli ihtiyaçlarını yani beslenme,giyim,eğitim,sağlık ve barınma ,aile kurma gereksinimlerini karşılayamaz durumda olanlar yada bu konuda acze ve sıkıntıya girenler üçüncü  kesimi oluşturmaktadırlar. Bu kesimin korunmaya,desteklenmeye ve yardıma ihtiyaçları vardır.Toplumun yoksul/Mustazaf  kesimini meydana getirmektedirler.Bu kesim ayni zamanda  tümüyle  aylak bir kesim de değildir.İçlerinde iş yapamayacak durumda olanlar olduğu gibi pazu gücüyle çalışanlarda vardır. kol yada beden gücüne dayalı üretime katılım bu kesimden karşılanmaktadır. Dolayısıyla milli hasılada az da olsa bu kesimin katkısı inkar edilemez.Kaldıki bu kesim olmazsa, hayatın çekilmez olacağı bir gerçek.Zira beden gücüyle yapılması gereken işleri Aktif üretken kesimin aktörleri;proflar,mühendisler,müteşebbisler yapmak zorunda kalacaktır.Bu nedenlerledirki bu kesime gelir tranferi ayni zamanda bir toplumsal zorunluluk niteliğindedir.
Bölüşüm ve İhtiyaç

Bölüşüm konusunda ne kapitalizm ne de komunizm ve sosyalizm somut,gerçekci,adil bir çözüm modeli sunamamıştır.Sovyetlerin 70 yıllık konünizm uygulaması, teoriden ziyade insan unsurunun, öngörülerin gerçekleşmesinde ne kadar önemli bir etken olduğunu göstermiştir.Toplumda ne eşitliği,ne adaleti nede ihtiyaca göre üretim ve bölüşümü sağlayabilmişdir. Kapitalizmin ise; 2008 Global Krizinin arkasında Global sermayenin doymak bilmeyen açgözlülüğünün olduğu her kesin malumu olan bir rezaleti yaşamaktadır. Dikkatlerden kaçırmamak gerek ki tüm beşeri sistemler başta Kapitalizm ve Komünizm ve sosyalizm olmak üzere hemen hepsi,ahireti inkar etmekte,cenneti dünyada aramaktadır. Tek dünyalı bir sistemle aslında konuşacağımız,mukayese edeceğimiz  bir şeyde yoktur.  Burada İslam’ın eşsiz ve benzersiz bilimsel gücünü görmemek mümkün değildir.İslam davete icabeti zora ve baskıya değil kişinin ihtiyarına bırakması,arınma,Allah’a yönelerek insanı kamil olmayı hedeflemesi,bunun için infakı/ sadakayı,biriktirmemeyi öğütlemesi ilginçtir.Toplumsal kıstı,kardeşliği ve barışı İnsan temelinde ele alarak,insanın  Halife insan /İnsanı kamil olması durumunda Hayatı,dünyayı bir esenlik yurduna çevireceği görüşündedir.Dünyayı yaşanmaz hale getiren de insandır,esenlik ve barış yurdu haline getirecek olanda insandır.Yeterki yaradılış hikmetine uygun bir yön ve pozisyon almayı başarabilsin.İnsan vahyin rehberliğinde Allah’ın Rabliğini kabul ve İlahlığına  boyun eğmesi durumunda; insanın gayreti ile istismar,sömürü,aldatmaca,yoksulluk,kölelik,çatışma,kargaşa,kötülük ortadan kalkacak, toplumlar barış ve adalet içinde kardeşlik ve dayanışma ile Ademin çocukları olduğunun bilinciyle bir dünya kuracaktır.Bu potansiyel İnsan’da vardır.Lakin dünya hayatı hak ile batılın iyi ile kötünün mücadelesine sahne olmuş ve olmaktadır.Kah umut dolu anlar kısada olsa yaşanmış,kah insanı karamsarlığa düşürecek kadar meşum karanlıkların egemen olduğu anlar egemen olmuştur.
İslam ile cahiliye muayesesinde sözün bittiği yer,İslamın asıl hayatın Ahiret Yurdundaki hayat olduğunu haber vermesidir.İslam Dünya Hayatının bir metaı gurur olduğunu[8] sabreder ve Rahmanın buyruklarına itatkar olunup sakınılması durumunda işte aziym Umur Ahıret Yurdundaki Rabbin mükafaatı[9] olduğunu göstermektedir.
Cahiliyye  insan ihtiyaçlarının sonsuz olduğunu kaynaklarında bu ihtiayçları karşılamada yetersiz olduğunu kabul etmektedir. Sosyalizm ise ihtiyaçların sonsuzluğunu telaffuz etmese bile dünyada cennet tasavvuru ile bunu zimmen kabullenmektedir.Çok üretmek konusunda hemfikirdirler ama bölüşümde farklı yöntemleri vardır.Osa İslam ihtiyaçların sınırsızlığını Rasululullah sav;”Canını çektiğini yemesi kişiye israf olarak yeter.” Diyerek cevap verir. Dünya hayatını bir oyun ve eğlence olarak gören İslam,Dünyaya değil dünyada Ahiret Yurdu için çalışmayı tavsiye etmektedir. Zenginlik siyasi ve askeri güçü doğurduğundan,düşmanın tasallutundan emin olmak içinde onların silahları ile silahlanmayı da ihmal etmemeyi öğütlemektedir.[10]
İslam ihtiyaç kavramına sınırlarını çizerek güzel bir tanım getirmiştir.Yemeyi,içmeyi,giyinmeyi ihtiyaç giderme olarak gördükten sonra “israf etmeyin!” diyerek sınırı koymuştur.Toplumun İhtiyaçlarını karşılayamaz durumda olan yoksul ve yoksun güçsüz kesimlerine ki bunlar; yoksullar,miskinler (işsiz,evsiz,gelirsiz kişiler ki Batıda ve İslam Ülkelerinde çoktur böyleleri),yetimler,dullar,kölelerdir,bu kesimlere ihtiyaç fazlasından arta kalanı hayr olarak infak etmeyi böylece dünya tamahından kurtularak arınmayı tavsiye etmektedir.[11]

İslam dışında bütün sistemler, Kapitalizm ve sosyalizm toplumun yoksul ve yoksun kesimlerini aşağı,işçi,amele sınıfı yada 70 sene öncesine kadar  iş gücü için yaratılmış “Köle” sınıfı olarak bakmaktadır.Komünizm ise doğal seleksiyonla hastalık ve gıdasızlıkla ölüp yok olması gereken bir kesit olarak bakmaktadır.Dolayısıyla onların ihtiyaçları ve toplumun onurlu bireyleri olmaları  için fazlada kafa yormayı gereksiz görmektedirler. Abd ve Batılı ülkelerde her yıl zorlu kış şarrtlarında sokallarda yaşayan yoksulların donarak ölükleri bir vakıadır. Ve Dünyanın en zengin ülkeleri yoksullarının sokakta donarak ölmelerine kayıtsız kalmaktdır. Bunun temelinde cahili kapitalizmin biriktirme (tekasür) cimrilik ve farklı olma egoizmleri yatmaktadır. Ne kadar derin yoksulluk varsa aligarşik konumları o nispette büyük erişilmez olacaktır. Karun cimriliğinin temelinde de bu vardır.İslam bize çok farklı olarak göstermektedir ki Allah; İhtiyaçlarını karşılayamaz durumda olan yoksul ve yoksun güçsüz kesimlerin yanında  ve tarafında olduğunu göstermektedir. Bu kesime yapılan sadaka,infak ve zekatın Allah’a verilmiş bir borç,[12] Allah yolunda harcama olduğu[13] Kuran da bildirilmektedir.İslam sınıfsal çatışmayı,sınıfsal rekabeti  ortadan kaldırarak,dayanışma,kardeşlik,adalet ve kıstı[14] emretmektedir.Ebedi Ahiret Yurdundaki mükafaat;aktif üretken kesim ile ikinci katekorideki kesimin  ihtiyaçlarını karşılamada acze düşmüş kesimlere gönül hoşnutluğu içinde ve başa kakmadan yapacağı  yardımlara bağlı olduğu[15] bildirilmektedir. İslamın infak,isar,kıst ilkeleri sınıfsal çatışmayı önleyen ve toplumsal barış,dayanışma ve kardeşliği tesis ederek bir Ümmet olmayı hedefleyen bir proje niteliğindedir.

            Mülkiyet

Kapitalist Cahili sistem, mülkiyeti kutsar, Marksist/sosyalist sistem ise reddeder. Kapitalizm her türlü servet unsurunun miktarı ne olursa olsun mülkiyetini meşru ve kutsal kabul etmektedir. Mülkiyete hiçbir sınırlama getirmediği gibi mülkiyet yarışını da kutsal bir rekabet olarak görmektedir.”En zengin 500” yada “en büyük kar eden 500” listeleri bu anlamdadır. İslam ise, toplumsal fayda kaydını getirerek mülkiyeti meşru görür.Emeğin karşılığı elde edilen üretim öncelikle bunda emeği geçenlerin olması doğal bir sonuçtur.Biriktirmeyi, israf etmeyi yasaklamakta kerih görmekte, infakı, sadakayı ve zekatı emrederek ve teşvik ederek yoksul ve yoksun kesimlere kaynak aktarmayı  ve böylece hem toplumsal tesanüdü ve dayanışmayı hedeflemekte ve hem de fertlerin dünyevi tutkulardan arınarak Allah’a yönelmeyi dilemektedir. İnfakın birebir yoksullara nakit  yardımının yanında istihdam oluşturacak yatırımları da kapsadığı izahtan varestedir. Mülkiyete konu Parayı yada mülkü artıracak örneğin faiz gelirini İslam reddeder! Neden? Faiz toplumsal faydası olmayan gelir getirici bir işlemdir.Toplumda yoksulluğu artırır,servetin belirli ellerde dönüp dolaşan bir meta olmasını sağlar.[16]
İslam da mülkiyete konu servet özel servetler ve genel servetler olarak ikiye ayrılmaktadır. Özel servete konu mallar insan emeği ile meydana getirilen servet unsurlarıdır.Bunların mülkiyetine,toplumsal faydaya riayet edilmek,metaı gurur vesilesi yapılmamak,israfa meydan vermemek,atıl biriktirmeye yol açmamak kaydıyla  sınırlı bir mülkiyete cevaz verilmektedir. Zira sınırsız mülkiyet (Mutlak) ancak Allah’a aittir. Genel servet unsurları olan,toprak ve arazilerdir (Zirai üretim yapılan araziler) ki bunların özel mülkiyetine İslam izin vermemektedir.Allahın tüm insanların kullanımına ve istifadesine sunduğu toprak,su ve arazilerde mülkiyet söz konusu değildir.Kullanım esastır.Kişi ziraat ve madencilik faaliytine devam ettiği sürece söz konusu gayrimenkul üzerinde hak sahibidir. Örneğin bir tarla üzerinde kapitalist sistemde olduğu gibi bir mülkiyet hakkı söz konusu değildir.Tapu ekilir arazilerde kişiye mülkiyet hakkını vermemektedir.Kapitalist sistemde olduğu gibi,”Bu gayrimenkul belli bir şahsa aittir,ister eker ister atıl bekletir,ister satar”diye bir  tasarrufu İslam vermemektedir.İslam da mülkiyetin esası emektir.Emek verilerek üretilen eşya özel mülkiyete konudur ki burada da sınırsız bir tasarruf hakkı yoktur,nihayetinde başta insan olmak üzere herşeyin sahibi Allah’tır.Allah mülkiyet üzerinden toplumda ayrıcalık ve imtiyaz  yani asabiyet oluşsun istememektedir. Zira bu cahiliyede olan bir durumdur. Sosyal adalet ve kıstı gerçekleştirmek isteyen İslam,cahili sistemlerin toplumu sınıflaştıran oligarşik anlayışlarını çağrıştıracak mülkiyet anlayışlarını ve kullanımlarını elbetteki reddetmektedir.

Tedavül/Mübadele

Tedavül/Mübadele, Ekonomik ilişkilerin  temel unsurlarından biridir. Paranın keşfedilmesi ile ekonomik ve ticari faalitlerde devrim yaşanmış,günümüzde iletişim alanındaki gelişmelerle baş döndürücü bir sürece girilmiştir.Paranın sadece mübadele aracı olarak kullanılması insanlık için bir kazanımdır. Ancak İnsanın aç gözlü ve nankör yönü müğbadele aracı olan parayı haksız ,sekülatif kazanç elde etmede kullanılan bir araç haline sokmuştur.Paranın tedavülden çekilerek fırsat beklentisi ile fiatları düşen malların satın alınıp fiyatlarının yükselmesinin beklenmesi ve yüksek (Fahiş) fiyatlarla satıp büyük karlar elde etme arzusu ile yapılan spekülatif işlemler böyledir.İslam emek sarfedilmeden paranın para kazanmasına (Faiz) spekülasyon yaparak (Stokçuluk) fahiş karları hedefleyen ticareti gayri meşru kabul etmektedir. Para sadece mübadele ve ticaret aracıdır. Biriktirme,tedavülden çekme,servet unsuru halinde atıl bırakmayı İslam yasaklamıştır. Paranın spekülatif maksatlarla kullanımının ne büyük toplumsal ve kitlesel felaketlere neden olduğu 2008 Mali Krizinde anlaşılmıştır.Heba olan birikimler,kapanan işyerleri,kitlesel iş kayıbları hep birlikte yaşanmıştır ve hala da bu yaşanmaktadır. Nereye gittiği bilinmeyen,adeta yer yarılıpta batan trilyon dolarlar elbetteki birilerinin kasasına girmiş olmalıdır.

Fethedilen Topraklarla ilgili birmüşkil

 Halife Ömer dönemidir.Fethedilen arazilerin müslüman askerler arasında paylaştırılmsı taleb edilmiştir.Halife ashabı toplar ve onlarla istişare eder.Ali,Muaz Bin Cebel fethedilen arazilerin asker arasında paylaştırılmaması görüşündedir.Muaz görüşünü şu şekilde temellendirir:”Bu arazileri askerler arasında paylaştıracak olursan bu araziler sadece bir topluluğun eline geçer. Sahiplerinin zamanla ölümü ile bu araziler bir kadına yada bir erkeğin eline geçer.Sonra bir topluluk gelirde bu arazilerden bir pay alamaz. Öyle bir  taksim yapki,bu araziler bu topluluğun hem evveline hem sonrasına yetsin.” Bunun üzerine Ömer Sa’d  bin Ebi Vakkas’a mektup göndererek;”taşınırları askerlerin arasında dağıt,fethedilen yerleri arazileri ve suları sahiplerinde Haraç karşılığında bırak!Müslümanların geliri olarak.Aksi durumda bunlardan sonrakilere bir şey kalmaz.” Görülmektedir ki Vahiyle inşaa olmuş  tahayyülün mülk anlayışı cahiliyyeninkinden farklıdır.İslam servetin ve nimetin belirli ellerde dolaşmasını toplanmasını dilemez.Bu adalete uygun da değildir. İslam nimetin adilane bir şekilde tüm insanlara dağıtılmasını,refahın yaygınlaşmasını,toplumda yoksul,mahrum bir sınıf ile büyük servetlere sahib bir azınlık oluşmamasını dilemektedir. Bu nedenle feth arazilerinin mülkiyeti değil,oralardan alınan vergi ve haraç geliri tüm Müslümanlara verilerek nimetin adaletle dağıtılması sağlanmıştır. Bu ayni zamanda o arazilerin sahibi gayrimüslimlerin topraksız kalarak sefalete düşmelerini de önleyecek olması nedeniyle dikkate değer bir uygulamadır. Bunlar ekilir arazilerle ilgili uygulamadır. Ekilir olmayan araziler ise fethedildiğinde Hazineye devredilmiştir.
İslam zayıfların da haklarını alabilmesini, toplumun gelişmesinin şartı olarak görmektedir. Rasulullah;”O halde Allah Beni neye gönderdi? Şüphesiz yüce Allah bir kavmi,zayıfların hakkını almadıkça yüceltmez.” Buyurarak bu gerçeğe işaret etmektedir.

            Hulasa

Alemlerin Rabbi olan Allah’ın Vahiyle  inşa ettiği dünya görüşünün;dünyaya,eşyaya,nimete,mal ve mülke bakışı kendine özgüdür. Cahiliye ile ve onun modern versiyonu kapitalizmin değer yargıları ve amaçları ile taban tabana zıddır. Zira cahiliye ve modern versiyonu kapitalizm ve markzim ahiret yurduna inanmaz. Bunlar tek dünyalaı ideolojilerdir. Cennet dünya hayatıdır derler. Ticaret ve kar kutsanmış,hatta putlaştırılmıştır. Azami kar için herşey feda edilir.Mal ve mülk cahiliye için metaı gururdur. Biriktirme ve gösteriş hayat felsefelerinin ana eksenidir. İnsan zevkler ve hazlar  için yaşar. İhtiyaçların sınırı yoktur. Ne kadar çok kazanç okadar haz ve zevk tatmini amaç edinilmiştir. Bunun için daha çok kazanç daha çok sömürü. Bu gün gelinen noktada dünya nüfusunun neredeyse  beşte birinin yoksulluk sınırının altında olması,açlık ve basit hastalıklardan kitlesel ölümler boşuna değildir.Ucuza alıp pahalı satmak  (sanayi ürünlerinin fiyatları ile zirai ürünlerinin fiyatları arasındaki uçurum )  ve bu maksatla her türlü düzenlemeyi ve fırsatçılığı yöntem olarak kullanmak kapitalizmin özelliğidir. İslam bunun tam tersini söyler ve bekler. İslam hayr (iyilik,maruf) üzerine ekonomi ve ticareti kurmuştur. Dünya için yarışı değil,ahiret yurdu için hayrda yarışı öğütler.
İslam Ülkelerinin istisnasız tamamının ekonomi ve ticareti;İslam sosyo ekonomisine göre değil kapitalizmin kural ve ölçülerine göre işlemektedir. Müslümanların mal mülk ilişkileri,bir kapitalistin ilişkilerinden farksızdır. Kar,servet,zenginlik,metaı gurur,dünya metaında yarış,gösteriş,statü ve karıyer tapıcılığı müslümanların kutsalları arasında yerini almıştır. Kapitalistlerle dünya ve zenginlik yarışı dini bir hedef haline getirilmiştir.Müslüman Ülke halkları belirli ibadetlerini İslam dininin esaslarına göre yapıyor olsalarda,üretim ve ticaretleri,servet ilişkileri kapitalizmin esalarına göre gerçekleştirmektedirler. Bu ise İslam toplumlarını cahiliyenin gerisinde,kontrolünde ve gölgesinde kalmaya mahkum etmektedir. Asıl sorun budur. İslam toplumları köklü bir zihniyet devrimine muhtaçtır. İslamın dünya görüşü ve yaşam tarzı üzerine kurulmuş sosyo ekonomik yapısının inşaası, dünya ve ahiret yurdu için hayati ehemmiyete haizdir.





[1]  İsraf;gereksiz,faydasız,ihtiyacın fevkinde harcamadır. Rasulullah;”Kişinin canının çektiğini yemesi ona israf olarak yeter!” buyurmaktadır. İslam;israfı haram kılmıştır ve bu izafi kavramın sınırları ve ölçüsü, müslümanlara yegane örneklik olarak gösterilen Rasulullahın uygulamaları ile ortaya koyulmuştur.
[2]  İnfak 2/219
[3]  Kenz/Biriktirme 9 Tevbe  “34- Ey iman edenler, şurası bir gerçektir ki, yahudi hahamları ile hıristiyan rahiplerinin bir çoğu insanların mallarını haksız yere yerler ve Allah yolundan saptırırlar. Bir de altın ve gümüşü hazineye doldurup, onları Allah yolunda sarfetmeyenleri bu yüzden acıklı bir azap ile müjdele!
            35- O gün o altın ve gümüşlerin üstü cehennem ateşinde kızdırılacak da bunlarla alınları, yanları ve sırtları dağlanacak (onlara): "İşte bu kendi canınız için saklayıp biriktirdiğiniz şeydir. Haydi şimdi tadın bakalım şu biriktirdiğiniz şeyin tadını!" denilecek.
[4] 28 Kasas 5 “ Biz ise, istiyorduk ki yeryüzünde ezilmekte olanlara lütufta bulunalım, onları önderler yapalım ve onları varisler kılalım.” . 
[5] 2 Bakara 11 ”Kendilerine yeryüzünde bozgunculuk yapma­yın! Denildiği zaman;"Bizler ancak ıslah edicileriz! Derler."
[6] Mütrefin:
:Bkz.17 İsra 16. Fahşayı adet edinmiş şımarık servet sahipleri. Cahili sosyo ekonomik yapının egemen olduğu  toplumlarda;Fravn,Karun ve Belam Baurayı temsilen üç sınıf oluşur.Hukuk tanımaz otoriteyi temsil eden Oligarşik Bürokratik sınıf, doymak bilmeyen aç gözlü Sermayedar sınıf, kitleleri uyutmaya,sömürüyü meşrulaştıran işbirlikçi din adamı sınıfı. Cahili Toplumlar hep bu üç çehresi ile Tarih sahnesine çıkmıştır.(Bkz.Ali Şeriati; İslam Bilim)

[7] İbrahim 32-34
[8] 3 Ali İmran 185 “Her canlı ölümü tadacaktır. Kıyamet günü ecirleriniz size eksiksiz olarak verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete konursa o, gerçekten kurtuluşa ermiştir. Dünya hayatı, aldatıcı zevkten başka birşey değildir.”
[9] 3 Ali İmran 186” Muhakkak siz, mallarınız ve canlarınız hususunda imtihan olunacaksınız. Sizden önce kendilerine kitap verilenlerden ve Allah'a ortak koşanlardan size eziyet verici bir çok söz işiteceksiniz. Eğer sabreder ve Allah'dan gereği gibi korkarsanız, şüphesiz işte bu azmi gerektiren işlerdendir.
[10] 8 Enfal 60 “ Onlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet ve savaş atları hazırlayın. Onlarla Allah'ın düşmanını, sizin düşmanınızı ve bunlardan başka sizin bilmediğiniz fakat Allah'ın bildiği diğer düşmanları korkutursunuz. Allah yolunda her ne harcarsanız karşılığı size tam olarak ödenir. Size zulmedilmez.”

[11] 2 Bakara /177-219
   
[12] 2Bakara 245 “Kimdir Allah'a güzel bir borç verecek o kimse ki, Allah da o borcu kendisine kat kat ödesin. (Rızkı) Allah daraltır ve genişletir. Ancak ona döndürüleceksiniz.”
[13] 2 Bakara 261:"Mallarını Allah yolunda harcayanların du­rumu bir tanenin durumu gibidir ki yedi başak bitirmiş ve her başakta yüz tane var. Allah, dilediğine daha da katlar. Allah’ın rahmeti geniştir. O her şeyi bilir."
                59 Haşr 7“Allah’ın fethedilen memleketler halkının mallarından peygamberine verdikleri; Allah, peygamber, yakınlar, yetimler, yoksullar ve yolda kalmışlar içindir; ta ki içinizdeki zenginler arasında elden ele dolaşan bir devlet olmasın. Peygamber size ne verirse onu alın, sizi neden men ederse ondan geri durun; Allah konusunda takvalı olun. Doğrusu Allah’ın cezalandırması çetindir.”
[14] Kıst;  Sosyo ekonomik yapının,İnsaf,merhamet ve adalet temelinde inşaa edilerek nimetlerin bu temelde herkesten mali gücü nispetinde toplanması ve mali gücüne göre dağıtılması ve bölüştürülmesini esas alan düzenlemeler ve politikalar uygulayan,biriktirmeyi,israfı,lüksü ortadan kaldıracak  mali,sosyal,kültürel araçlara uygulamalarında yer veren,yoksulları,kimsesizleri,yetim çocukları toplumun üretken,onurlu  bireyleri olarak topluma kazandıran yapılara ve araçlara yer veren  kurumsallaşmış adil sistem.

[15] 76 İnsan  8. Onlar içleri çektiği halde, yiyeceği yoksula, öksüze ve esire yedirirler. 9-10. “Biz sizi ancak Allah rızası için doyuruyoruz, bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz. Doğrusu biz çok asık suratların bulunacağı bir günde Rabbimizden korkarız” derler. 11. Allah da onları bu yüzden o günün fenalığından korur; onların yüzüne parlaklık ve neşe verir.”
[16] 59 Haşr 7“Allah’ın fethedilen memleketler halkının mallarından peygamberine verdikleri; Allah, peygamber, yakınlar, yetimler, yoksullar ve yolda kalmışlar içindir; ta ki içinizdeki zenginler arasında elden ele dolaşan bir devlet olmasın. Peygamber size ne verirse onu alın, sizi neden men ederse ondan geri durun; Allah konusunda takvalı olun. Doğrusu Allah’ın cezalandırması çetindir.”

14 Aralık 2009 Pazartesi

Hadid Süresi:Bir İman;İnfak;Nifak Analizi.


57 Sure i Hadid; 29 Ayet; Medeni

Atilla MORÇOL


Bir İman;İnfak;Nifak Analizi.






            Medine’de nazil olmuş olan bu Süre ile Allah; Yahudilerin ve Müşriklerin ekonomik ve siyasi kıskacında bunalmış ve sarsılmış olan  Müslümanlara nasıl davranmaları gerektiğini haber vermektedir. Ayetlerde Allah;her şeyi kuşatan ve herşeye kadir olduğunu veciz bir şekilde açıklayarak,uluhiyyet ve ubudiyyeti hakkında malumatı tesfiye ederek tashih etmektedir.Medeni olması ve İman’ın kalplere yerleşmesi için yeterli bir sürenin geçtiği dikkate alındığında;Allah’ın uluhiyyet ve ubudiyyeti önünde boyun eğerek iman etmekle,infak arasındaki birebir olan ilişki bu Süre’de açık ve güçlü bir şekilde vurgulanmaktadır.

1-6        “Göklerde ve yerde olanlar Allah’ı tesbih ederler. O güçlüdür, Hakîmdir.”
“Göklerin ve yerin hükümranlığı O’nundur; diriltir, öldürür. O, her şeye Kâdir’dir.”
“O her şeyden öncedir; kendisinden sonraya hiçbir şeyin kalmayacağı sondur; varlığı aşikârdır; gerçek mahiyeti insan için gizlidir. O her şeyi bilir.”
“Gökleri ve yeri altı günde yaratan, sonra arşa hükmeden, yere gireni ve ondan çıkanı, gökten ineni ve oraya yükseleni bilen O’dur. Nerede olursanız olun. O, sizinle beraberdir. Allah yaptıklarınızı görür.”
“Göklerin ve yerin hükümranlığı O’nundur. Bütün işler Allah’a döndürülür.”
“Geceyi gündüze katar, gündüzü geceye katar; O kalplerde olanı bilendir.”

            Bu ilk ayetlerle Rabbimiz bunalan Müslümanlara Uluhiyet ve ubudiyetini hatırlatarak onlara;korkmamalarını,güvenmelerini hatırlatmaktadır.Allah yegane büyüktür,büyüklük taslayanlar ise Allahın yarattığı haddi aşan mütecavizlerdir.
7                      “Allah’a ve Rasulüne iman edin ve Sizi üzerinde halef kıldığı maldan infak edin.İçinizden iman edip de infak[1] edenler varya;onlar için büyük bir mükafat vardır.”
            İman ile infak arasında organik bir bağ vardır.İman; Allah’a güvenerek,samimi bir teslimiyyetle, O’nun elçilerinin davetine icabet etme iradesidir.Allah’ın onca vaadine rağmen infaktan yüz çevirerek cimri davranmak;güvensizlik,itimatsızlık,tereddüt,bocalama anlamına gelmektedir.Nifakın İnfakla ayni kökten gelmesi bu açıdan anlamlıdır.Dünyanın ve kainatın sahibi Allah’tır.Mülk O’nundur.Mutlak Malik O’dur.İnsana verilen ancak emaneten geçici bir yararlanmadır.Kişinin mal üzerindeki hakkı,asıl Sahib olan Allah’ın çizdiği sınırlarla kısıtlanmıştır:İhtiyaçtan fazlasını elinde tutmayacaksın,israf etmeyeceksin,yoksula,yetime,darda kalana,köleye olmak üzere Allah Yolunda gönül hoşnutluğu içinde en güzel bir şekilde harcayacaksın.1 Allah;”Bilin ki dünya hayatı ancak bir oyun,bir eylence,bir süs,aranızda karşılıklı bir övünme,aranızda karşılıklı çok mal ve evlat sahibi olma yarışından ibarettir.” Buyurmaktadır.[2] Rasulullah ise; diğer Peygamberler gibi mal ve dünya nimetlerinin kişiyi aldatıcılığından kurtarmanın en güzel örnekliğini sunmuştur. O yalnızca Allaha kulluk eden ve şükredenlerden olmuş örnek bir insandır.[3] O halde Allah’a ve Rasulü’ne “iman” etmenin ve nifaktan kurtulmanın en ciddi yol ve yöntemlerinden biri; halef kılınan mal üzerinde, Rabbin istediği ve ön gördüğü gibi davranışta bulunmayı ahlak edinmektir.Mal konusundaki itaat kişiyi arındıracak,dünya ile bağlarını vasat hale getirecek,insanlarla ilişkileri sevgi, merhamet ve adalet düzleminde cereyan edecektir. Kaldı ki iman etmek “Güven “duymaktır.Siz hiç güvenmediğiniz ve sakınmadığınız birinin öğütlerini yada emirlerini yerine getirirmisiniz? Hayır! İnsan;inandığı,itimat ettiği,saygı duyduğu,güvendiği birinin tavsiyelerine uyar,emirlerini yerine getirir,yolundan gider.Öyleyse Allah ve Rasulü ısrarla “infak etmeye” davet ediyorsa ve büyük bir ecir vaadinde bulunuyorsa gerçekten iman edenler bu çağrıya,Ebu Bekr,Abdurrahman bin Avf, ra gibi cevap verirler.Üzerine halef kılınan malı Allahın hoşnutluğunu gözeterek tasarruf etmek;israf etmeden ihtiyaçların giderilmesi,artakalanın infak edilmesidir.Lüks ve ihtişam,gösteriş Rabbin yasakladığı ahlaki bozulmadır. Müsriflik bir sapmadır ve israf haramdır.Allah’a ve Rasulü’ne iman edenler;infakı ahlak edinmiştirler.  İçlerinde hiçbir hüzün,keder ,pişmanlık ve burkuntu olmadan Allah yolunda sarf ederek infakta bulunurlar.Bu onlara tat ve saadet verir.Vermekten haz duyarlar ve bilirler ki verdikçe,infak ettikçe, Allah hoşnut olacak ve hoşnut edecektir.Buna iman eden infak eder.Bunun içindir ki infak ispattır.Tıpkı Cihad’ta canlarını Allah için vermek gibi.Yoksa gerçek iyilik (Birr)[4]  Allah’a kulluk yapıyormuş gibi davranarak,ibadetleri sadece şekli formatları içinde işlemek değildir.Çok sevilen canı Allah için verebilme fedakarlığı,meyledilen malı Allah için harcayabilme öz verisidir.
8                      “Peygamber,sizi,Rabbinize iman etmeniz için davet edip dururken,size ne oluyor da  Allah’a iman etmiyorsunuz? Halbuki sizden sağlam bir söz de alınmıştı.Eğer inanacak kimseler iseniz.”
            Allah’a “kul” olabilmenin yolu,dünyevi istek ve zevkleri kontrol altına alarak arınmadan geçer.Dünya Metaına meyl, Allah’a kullukta birincil derecede engeldir.Bu Ayet “İman “ iddiasında bulunan Müslümanlara hitap etmektedir.İslama girdikleri halde hala daha dünyevi bağlarından kurtulamayan ve ilk girdikleri imani konumlarını aşamayanlara hitap edilmektedir. Vermekle iman arasındaki ilişkiye dikkat çekilmektedir. Yani bunca davete rağmen ne oluyorda cimrilik yaparak, dünya metaının,Rabbinize itaat etmenize engel olmasına müsaade ediyorsunuz. Mal ve mülk sevgisinin sizi esir almasına teslim oluyorsunuz. İman iddiasındaki sadakatin; infakla,sadaka ile teyid edilmesi istenmektedir.Bunun içinse Rasulün davet ettiği ve bizatihi kendinin en güzel bir şekilde örneklik olarak yaşadığı; dünyaya ve nimetlerine meyl etmeme,biriktirmeyib,sadaka olarak harcama,infak etme davranışını ahlak edinilmesi istenmektedir ki İman iddiasının ciddiyeti böylece ortaya koyulmuş olur.Aksi durum nifaktır.[5] Nifak ehli; ahirete ve elim cezaya ve harkulade  mükafata inanmadığı yada tereddütte,dalalette kaldığı için sevdiği,meylettiği maldan sadaka (İnfak) verme fedakarlığını gösterememektedir.Yada Verirken de az verip çok vermiş gibi davranmakta yada yürek yangınlığı ile vermektedir.Oysa Allah Yolunda infak etmek (Sadaka vermek),Allah Yolunda Hicret etmek yada Cihad etmek gibidir.Her üç Davranış itikadidir ve gerçek ve razı olunmuş bir imanın varlığına dalalet etmektedir.Rabbe kulluk edilemiyorsa,Yurdundan;  neyle karşılaşacağını bilmediğin bir yere Hicret edeceksin! Korumak ve korunmak için canını ortaya koyarak düşmanla savaşacaksın!Allah’ın üzerine halef kıldığı mal ve mülkten ihtiyaç fazlasını infak edeceksin.Üç büyük arınma noktası.Üç büyük fedakarlık ve sadakat eylemi.Aqabe Yokuşu[6] na yönelmenin olmazsa olmazı olan Allah Yolunda Harcama salihatı. Vererek fani olandan arınma, ayak bağlarından kurtulma,Allah’a yönelerek ahiret yurdunun hayrına kavuşmayı umma inancının güclenmesi istenmektedir.

9                      “O sizi karanlıklardan aydınlığa çıkarmak için kulu Muhammed’e apaçık ayetler indirendir.Şüphesiz Allah,size karşı çok esirgeyici,çok merhametlidir.”
            Allah kullarını karanlıktan aydınlığa çıkarmak ister ki;İnsan, dünya nın aldatıcı metaından yüz çevirip,Allah’ın rızalığını kazanmış olsun.Bunun için Kur’anda sıklıkla sadaka,zekat ve infaktan bahsedilir.Biriktirmek yasaklanır ve elim bir azap nedeni sayılır.[7] Herkes hemfikirdirki;fazla yemek,mal,mülk içinde zevk ve sefa içinde yaşamak;nefsi maleyaniye karşı azdırır,salihata karşı ise tembelleştirir.Allah böylece insanı felaha götüren ve çok önemli mal ile denenmeye dikkat çekerek malın aldatıcı büyüsünden infakla  korunmaya  davet ediyor.

10                  “Size ne oluyor da,Allah Yolunda infak etmiyorsunuz?Halbuki göklerin ve yerin mirası Allah’ındır.İçinizden,fetihten önce harcayanlar ve savaşanlar  diğerleriyle bir değildir.Onların derecesi,sonradan harcayan ve savaşanlardan daha yüksektir.Bununla beraber Allah,hapsine de en güzel olanı va’detmiştir.Allah,bütün yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.”
            Açıkça görülmektedir ki,Allah hep sadakayı,infakı,vermeyi,harcamayı emirle,tavsiye ile ısrarla Müslümanlardan  istemektedir.Dikkat çekicidir. Burada da alaycı ve aşağılayıcı bir azarla “ne oluyor size?” “neden infak etmiyorsunuz?” Halbuki anlamıyor musunuz, akletmiyor musunuz ki “Mal” Allah’ın Size  mirasıdır.Ve yine Allah’ındır nihayetinde.Kimin olanı kimden kıskanıyorsunuz?O sizi kendine ait olan mal üzerine halef kıldı,ihtiyaçlarınızı karşılayasınız diye.Fazlasını yasakladı:Biriktirme,lüks ve israf etmeyi.Malın mutlak sahibi “fisebilillah harcayın” diyor,oysa insan nefsi “hayır!” diyerek cimrilik ediyor.Bu bir zulüm değilmidir.Hem de Allah’a karşı bir zulüm! İnfak İslam sosyo ekonomik yapısının ayırt edici ve belirleyici bir öğesidir.İnfakı kaldırdığınızda sosyo ekonomik yapı  cahili ekonomik yapıya dönüşür.Böylede olmamışmıdır? İslam Toplumlarının pazarlarına bir bakın Batılı kapitalist toplumların pazarlarından daha aşağı bir ahlaki disiplin içindedir. Kar ve kazanma putu için envai tür yalan,aldatma,hile taktikleri aleni olarak yapılmaktadır.İnfak ahlakı kar ve kazanç büyüsünü bozar,kanaati yerleştirir.Mdem infak edeceğim ne diye yalan ve dolanla çok kar peşine düşeyim anlayışı hakim olur. Mülk ve Servet Allah’ındır.Allah’ın olan Mülk ve Servet İnsanın istifadesine emaneten sunulmuştur.Bu istifade de asıl Sahip sınırlar koymuştur. Buna inanaan bir insan;kar ve kazanç için  haksızlık,adaletsizlik,cimrilik yapmayı aklından geçirirmi? Allah’a İman,O’na güven duymak ve sakınmaktır.İnfak Güven duymanın semeresidir.

11                  “Kim Allah’a güzel bir borç verecek ki,Allah’ta onu kendisine kat kat ödesin.Ona çok değerli bir mükafat versin.”
12                  “Mümin erkekler ve mümin kadınların nurlarının,önlerinde ve sağlarında koştuğunu göreceğin gün kendilerine şöyle denir;’Bu gün size müjdelenen şey içlerinden ırmaklar akan,ebedi olarak kalacağınız cennetlerdir.’ İşte bu büyük başarıdır.”
            İnfakla ilgili üç tavsiye vardır:1-Bollukta ve darlıkta harcamak.[8] 2-Sevilen meyledilenden harcamak.[9] 3-Gizli yada açıktan infak etmek.[10]
            İnfakın adabı ise üçtür:1-Allah için harcadığını çok görmemek.[11] 2-Allah Yolundaki harcamadan pişmanlık duymamak. 3-Allah Yolundaki harcamayı Başa kakmamak.[12]
            İnanıyorsanız  tam bir güven duymalısınız.Güven ise Allah Yolunda infakı gerekli kılar.[13]
            İnfakla Allah’a güzel bir borç verilmiş olunmaktadır.Bunun için,gönül hoşnutluğu içinde vermek,kırmadan,utandırmadan,sıkmadan,Allah’a verdiğini farz ederek,verdiğin kişiden hiçbir beklentiye girmeden vermek gerekmektedir.
            Mü’min erkekler ve mü’min kadınlar ki onlar, yüzlerindeki nurdan tanınırlar,Allah’tan gereği gibi sakınırlar ve O’nu hoşnutluğunu gözetecek bir yaşam tarzını Vahiyle inşaa ederek cahiliyeden ayrılırlar.İşte Bunlardır başarıyı yakalamış olanlar,büyük mükafatta onlarındır.

            13-       “Münafık erkekler ve münafık kadınların,iman edenlere;’Bize bakın ki                       sizin ışığınızdan bizde aydınlanalım.’ Diyecekleri gün                                                   kendilerine,’Arkanıza dönünde bir ışık arayın’ denilecektir.Derken                             aralarına kapısı olan bir sur çekilir.İç tarafında Rahmet,öteki tarafında                    ise azap vardır.”
            İmanla mü’min olunur.İman Allah’a güven duymaktır.Münafığı mü’minden İnfak ayırır.Çünkü münafık Allah’a güvenmez.O nedenle de İnfak etmez.Ahirete iman edip Allah’a güvenen,O’nun vaadine inanarak O’na güzel bir borç(!) verir. Güvenmediğine borç vereni kimse ne görmüştür ve ne de duymuştur.
14-             “Mü’minlere şöyle seslenirler:’Bizde sizinle beraber değilmiydik?’ derlerki;’Evet,fakat siz kendinizi yaktınız.Başımıza musibetler gelmesini gözetlediniz,şüphe ettiniz.Allah’ın emri gelinceye kadar kuruntular sizi aldattı.O çok aldatıcı Allah hakkında  da sizi aldattı.’
15-             “Bu gün artık ne sizden (Ehli nifak) ne de kafirlerden bir fidye alınır.Barınağınız ateştir.Size yaraşan odur.Orası gidilecek ne kötü yerdir.”

            O nifakta olanlar (Münafıklar) kendilerine yazık etmişlerdir,hala daha dalaletlerinin etkisinde kendi kendilerini aldatmakla meşguller;”Biz sizinle beraber değilmiydik!” diyerek  Dünyada kimin yanında,kimin karşısında,nasıl durduklarını bilmez haldeki dalaletleri,kuruntu ve şüpheleri bu günkü acı sürprizi doğurdu.Hal böyleyken nifak ehlinin başına gelecek korkunç akıbet apaçık olarak Vahiyle açıklanmışken ve üstelik Allah iman edenlere;”…Allah’ı zikretmekten ve inen haktan dolayı kalplerinin saygı ile ürpermesinin zamanı gelmedimi?” sormasına rağmen bu dalalet ve gaflet;büyük bir cehaletin ve halifelik makamına yükselecek liyakati gösterememenin sonucudur.Sanki şöyle denilmektedir;”hala ilk iman ettiğiniz yerde duruyorsunuz.Hiçbir gayret ve fedakarlık yok.Tevhidi Dünya görüşü ve İslam Yaşam Tarzını inşaa edebilme basiret ve liyakatini göstermiyorsunuz ve cahili yaşam tarzının hala etkisindesiniz.Hala kıble olarak Batıla dönüyor,gerçek iyilikten (Birr) uzak bir anlayışı İslam  zannediyorsunuz!”
           
16               “İman edenlerin Allah’ı zikretmekten ve inen haktan dolayı kalplerinin saygı ile ürpermesinin zamanı gelmedi mi?Daha önce kendilerine kitap verilip de,üzerinden uzun zaman geçen ,böylece kalpleri katılaşanlar gibi olmasınlar.Onlardan bir çoğu fasık kimselerdir.”
17                      “Bilin ki Allah,yeryüzünü  ölümünden sonra diriltmektedir.Düşünesiniz diye gerçekten size ayetleri açıkladık.”
18                      “Şüphesizki sadaka[14] veren erkeklerle sadaka veren kadınlar ve Allah’a güzel bir borç verenler varya,onlara kat kat ödenir.Ayrıca onlara çok değerli bir mükafat da vardır.”[15]
19               “Allah’a ve peygamberlerine iman edenler varya,işte onlar sıddıklar[16] ve Allah katında şahitlerdir.[17] Onların mükafatları ve nurları vardır. İnkar edip ayetlerimizi yalanlayanlara gelince;işte onlar cehennemliklerdir.”
                        Kim Allah Yolunda İnfak eder ve sorumlu davranır ve en güzeli tasdik eder,ona Cenneti kolaylaştırılır.[18]
                        İnsanlar “evet iman ettik!” deyince her işin tamam olduğu kuruntusu ve zannındalar.Birde bazı ibadetleri  yasak savma şeklinde işliyorlarsa iş tamamdır.Halbuki Allah;İmanın dünya görüşüne ve yaşam tarzına dönüşmesini,bilinci,şuurlu bir şekilde İslam’ın yaşanmasını,şeksiz ve şüphesiz kesin bir imana ulaşmayı ve halife[19] olarak  yaratılış maksadına erişmeyi dilemektedir.Allah,İnsanlar için; Kelime i Şahadetten sonra hala daha ahidleri yerine getirmeme,yüz çevirme,sırtını dönme gibi fiillerle nitelenebilecek,Allah’a kulluk etme sorumluluğundan, gafil olma basitliğine düşmemeyi, sorumluluklarını yüklenerek Halifelik makamına (İnsan ı Kamil) yükselmeyi başarabilmeyi dilemektedir.Eğer bu “çaba” olmazsa,kişi mevcut ikircikli,nifak durumuna alışacak ve kalpler katılaşarak fısk hali kendileri için bir din  olacaktır.Kişinin bu halde çakılı kalmasında yani “…kalplerinin saygı ile ürpermesinin zamanı gelmedimi?..” sualine neden olan en önemli etken,dünya hayatının ve nimetlerinin aldatıcı ve saptırıcı büyüsünün etkisidir.Bu büyüden de ancak, dünya metaını infak ederek kurtulmak mümkündür. İnfak hem bir görevdir,hemde arındıran ve  Allah’a yönlendiren çok önemli psikolojik etkendir.İnfakla nifaktan kurtularak sıddık olduklarını gösteren müminler şahitlik makamına ulaşmışlardır ve onlara büyük mükafat vardır ve ayrıca onların ayırt edici nurları vardır.(Bkz.12. Ayet)

20               “Bilin ki,dünya hayatı ancak bir oyun,bir eğlence,bir süs,aranızda karşılıklı bir övünme,çok mal ve evlat sahibi olma yarışından ibarettir. Misali;bir yağmur ki,bitirdiği bitki çiftçilerin hoşuna gider.Sonra kurumaya yüz tutar da sen onu sararmış olarak görürsün.Sonra da çer çöp olur.Ahirette ise çetin bir azap ve yada Allah’ın mağfiret ve rızası vardır.Dünya hayatı aldanış metaından başka bir şey değildir.
21                “Rabbinizden bir bağışlanmaya ve eni,gökle yerin genişliği kadar olan,Allah’a ve Rasulüne inanlar için hazırlanan Cennete yarışırcasına koşun.İşte bu;Allah’ın lutfudur.Onu dilediğine verir.Allah,büyük lutuf sahibidir.

            İnsan çocukluk yaparak dünya hayatının süsüne aldanarak hep böyle kalacağını zanneder.Oysa dünya hayatının, her oyun gibi,eğlence ve süs gibi cazibesi zail olup gidicidir.            Yaşlılık gelip çattığında ağızda ne tat kalır ne lezzet.Önündeki yemeği bile ağız tadıyla yiyemez hale gelir insan.Hele bir hastalıkta musallat olduğunda artık hayat bir çile ve işkenceye dönüşür.İstediği kadar malla,mülkle      övüne dursun insan.Sonu dünya hayatındayken bile hüsrandır.Ya Ahiret Yurdundaki yürek yangınlığı?Bunu akledebilenler hayatlarına bir çeki düzen verme basiretini gösterebilirler. Ancak bunlar ne kadar da azdır.Ama insanların çoğu Dünya hayatının metaına aldanarak kendilerine yazık etmektedirler.Allah insanlardan bağışlanmaya ve müminler için hazırlanmış Cennet’e, yarışırcasına koşulmasını istemektedir.İşte bu Allah’ın lütufuna  yarışarak koşuşanlar,hidayetle lütufta bulunulanlardır.Onlar Rablerine karşı sorumlulukların bilincinde olarak; en doğruyu,en güzeli ve yegane  gerçeği ve hakikati  arama titizliliğini gösterenlerdir.

22               “Yeryüzünde ve kendi nefislerinizde uğradığınız hiçbir musibet yoktur ki,biz onu yaratmadan önce,bir kitapta yazılmış olmasın.Şüphesiz bu,Allah’a göre kolaydır.”
23                “Elinizden çıkana üzülmeyesiniz ve Allah’ın size verdiği nimetlerle şımarmayasınız diye.Çünkü Allah,kendini beğenib övünen hiçbir kimseyi sevmez.”
24                “Onlar cimrilik edip insanlara da cimriliği emreden kimselerdir.Kim yüz çevirirse bilsin ki şüphesiz Allah ganidir,zengindir,övülmeye layıktır.”

            İnsanoğlunun Dünyada uğradığı tüm musibetler Levh i Mahfuz’da önceden yazılıdır.Allah’a hiçbir şey, olan ve olacak olan gizli değildir ve zaten bizatihi Allah’ın dilemesi,izni ve onayı ile vuku bulmaktadır.İnsanda,onun halef kılındığı dünya metaı da Allah’ın mutlak mülküdür.Bütün işler,insan iradesiyle yapılanlar da dahil nihayetinde Allah’ın izni ile vuku bulur.İnsan kendi başına bağımsız bir aktör değil,İnsanların Rabbi,Meliki,İlahı olan Allah’ın ilahi programında ne yapacağı zaten bilinen kısıtlı bir hareket alanı ve özerkliği (Cüzi İrade serbestiyeti.) olan bir varlıktır.Halifeliği de burdan gelmektedir.Hal böyleyken insanın böbürlenmesi,Melikinden yüz çevirmesi,kendini müstağni görmesi ne büyük bir ayıp,ne büyük bir  haddini bilmezliktir.Bu,ancak cehalet ve nakörlükle  olabilecek bir iştir.Kendini bilen insan;Rabbine karşı  sorumluluklarının   bilincinde olarak O’nun rızasına uygun Tevhidi bir dünya görüşünü[20] ve yaşam tarzını[21] ortaya koyarak teslimiyetini deklare eder.

25                     “Andolsun Biz,elçilerimizi açık mucizelerle gönderdik ve beraberlerinde kitabı ve mizanı indirdik ki,insanlar adaleti yerine getirsinler.Kendisinde müthiş bir güç ve insanlar için bir çok faydalar bulunan demiri yarattık.Allah ta kendisine Rasullerine gayba inanarak yardım edecekleri bilsin.Şüphesiz Allah kuvvetlidir,mutlak güç sahibidir.”
26                      “Andolsun Biz Nuh’u ve İbrahim’i peygamber olarak gönderdik.Peygamberliği ve Kitabı onların soylarına da verdik.Onlardan kimi doğru yola ermiştir,ama içlerinden bir çoğu fasık kimselerdir.”
27                      “Sonra bunların peşinden ard arda peygamberlerimizi gönderdik.Onların arkasından  da Meryem oğlu İsa’yı gönderdik,ona İncili verdik ve kendisine uyanların kalplerine şefkat ve merhamet duygusu koyduk.İcat ettikleri ruhbanlığa gelince,biz onu onlara farz kılmamıştık.Allah’ın rızasını kazanmak için onu kendileri icat etmişlerdi.Fakat ona da gereği gibi uymadılar.Bizde içlerinden iman edenlere mükafatlarını verdik.Fakat onlardan birçoğu  da fasık kimselerdir.”
28                     “Ey iman edenler!Allah’a karşı gelmekten sakının ve Peygamberine iman edin ki,size rahmetinden iki kat pay versin,size kendisiyle yürüyeceğiniz bir nur versin ve sizi bağışlasın.Allah çok bağışlayıcıdır,çok merhamet edicidir.”
29                      “Bunları açıkladık ki,kitap ehli,Allah’ın lutfundan hiçbir şeyi kendilerine has kılmaya güçlerinin yetmeyeceğini ve lutfun,Allah’ın elinde olduğunu,onu dilediği kimseye vereceğini bilsinler.Allah büyük lutuf sahibidir.”
            Kitap,Mizan ve Demir; İslam’ın özgün sosyo ekonomik yapısının temel saç ayağını oluşturmaktadır.Kitap doğru inanma ve doğru davranışı gösteren hidayet kaynağıdır.İslam İnsanının  şahsiyetini inşaa eder. Mizan Adalet ve Kıst’dır.Demir siyasi gücü temsil eder.Bu üçü sosyo ekonomik siyasal sistemi oluşturmaktadır.Konuyla ilgili olmakla birlikte ayrı bir çalışmanın konusu olan  sorun;Cahili Kapitalist bir sistem içinde yaşayan Müslümanlar için budur.Böyle bir  sistemde yaşayan Müslümanların üretim,tüketim (İhtiyaçların karşılanması),kazanç,infak,israf  gibi ekonomik eylemleri,asli hüviyetinden koparak egemen değer yargılarına göre şekillenmektedir.İlim erbabı,sosyal bilimciler ve Müslüman siyasetçiler,Cahili sosyo ekonomik yapı içinde yaşayan Müslümanların ekonomik faaliyetlerinin Kitap ve Mizan dahilinde cereyan etmesi için lazım gelen sosyal,ekonomik ve siyasi vasatın en azından asgari şartlarını hazırlamaları gerekmektedir.
            Allah Elçilerini açık mucizelerle gönderdi,Onlara Kitabı ve Mizanı da verdi ki,bununla muradı adaleti gözetip Kıstı[22] ayakta tutsunlar.Allah’ın tüm insanlar için yarattığı nimeti doyumsuz ve açgözlülük içgüdüleri ile ele geçirip kenz (Biriktirmek) etmek,Allah’a ve Resulü’ne en azından gerektiği gibi iman etmemek anlamına gelmektedir. Allah infakla,sadaka ve zekatla  nimetlerin, İnsanların eliyle insanlar arasında adil dağılımını istemektedir. Kitap ve Mizan bunun içindir. İki kardeşten birinin 99 koyunu olsun da daha hala gözü diğer kardeişin sahip olduğu bir koyuna göz diksin! Böylesi bir sosyo ekonomik yapı;biriktirme,bölüşmeme harisliğinden kaynaklanan ve kıst ile de bağdaşmayan bir yapıdır.Davud’un as Rabbinden mağfiret dilediği durum,görevleri arasında olan kıstın ayakta tutulmasındaki bu zaafiyettir.  Cahili Adaletsizlik tüm sapmaların,tuğyanın,azgınlığın temelidir.Allah’ın muradı barış ve esenliktir.Dünya barışını ve esenliğini ortadan kaldıran insanın bu dünyaya olan meyli,sömürü,büyüme,zenginleşme,övünme,kazanma dürtülerini kontrol edemez hale gelerek müstağnileşmesidir.Oysa gani olan ancak Allah’tır. Böylece insan Tuğyana düşerek Meliklik iddiasına kadar işi götürmektedir.





[1] İnfak için bakınız 2/219-3/92
[2] 57/20
[3] 39 Zümer 66- Hayır, onun için yalnız Allah'a kulluk et ve şükredenlerden ol.

[4] Birr ; 2/177: “İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı taraflarına çevirmeniz(den ibaret) değildir. Asıl iyilik, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitap ve peygamberlere iman edenlerin; mala olan sevgilerine rağmen, onu yakınlara, yetimlere, yoksullara, yolda kalmışa, (ihtiyacından dolayı) isteyene ve (özgürlükleri için) kölelere verenlerin; namazı dosdoğru kılan, zekâtı veren, antlaşma yaptıklarında sözlerini yerine getirenlerin ve zorda, hastalıkta ve savaşın kızıştığı zamanlarda (direnip) sabredenlerin tutum ve davranışlarıdır. İşte bunlar, doğru olanlardır. İşte bunlar, Allah'a karşı gelmekten sakınanların ta kendileridir. “
[5] Nifak;İmanla inkar arasındaki tereddüt hali.Kişinin üzerinde kah iman alametleri görülür kah küfür.Teslim olmakla birlikte İmanın kalbe egemen olamaması.Kişi bu halini görmeyebilirde.
[6] 90/10-11-12-13
[7] 9/34-35
[8] 3/134
[9] 2/177
[10] 13/22
[11] 74/6
[12] 2/262-264
[13] Bkz.M.İslamoğlu Açıklamalı Kur’an Meali Hadid Süresi.
[14] Sadaka……kökünden gelir …….anlamındadır.Zekat’ta bu köktendir.Sadaka vermek,Sadakatin işaretidir,iman iddiasının ciddiyetinin en önemli alametidir.
[15] Bkz. 11.Ayet
[16] Sadaka ile Sadakati,bağlılığı,sevgiyi ıspatlayanlar.Çok sadaka; sadakatin,sevginin ve bağlılığın ne derece büyük olduğunu gösterir.
[17] Şahit ş-h-d kökünden gelir ve bir şeyi gören,bir olaya vakıf olan anlamındadır.Şehid hakka şahit olandır.Ona o kadar muttalidir ki O’nun için canını vererek şahitliğinin sadakatini canıyla ıspatlamıştır.
[18] 2/261-274
     54/17
     92/5-7
[19] 2/30 “Hani Rabbin meleklere,’Ben yeryüzünde bir Halife yaratacağım’ demişti….”

[20] Tevhidi Dünya Görüşü; kişinin varlığı,dünyayı,hayatı,ölümü ve ölüm ötesini; kabul ettiği referanslarla algılaması,değerlendirmesi ve buna göre girdiği yönü ve duruşu,hedef ve amaclarıyla oluşturduğu Misyonu ifade eder.Mü’min,Tevhidi bir dünya görüşüne sahiptir ve yaşam tarzıda Tevhidi dünya görüşüne göre oluşur.Aksi durumda ve tersinden okuyacak olursak,cahili bir yaşam tarzı Şirk Dünya Görüşünün eseridir.İman  öyle bir ınqılaba neden olurki,kişi Vahiyle ve Nebevi Sünnetle Tevhidi Dünya Görüşünü edinir ve Hayat Tarzı ;giyimden,yemesine,içmesine,insanlarla ilişkilerinden,mal ve eşyayla münasebetlerine İslamın boyası ve kokusu hakim olur.Böylece Şahidlerden olarak İslam Cem’aati’nin şerefli bir üyesi olur ve Vahdete iltihak etmiş olur.

[21] Yaşam Tarzı;Tevhidi dünya görüşüne göre kendiliğinden oluşan,insanlar arasındaki ilişki,eşyayla olan ilişki,tabiatla olan işkiler ağı.
[22] Kıst; : Sosyo ekonomik yapının,İnsaf,merhamet ve adalet temelinde inşaa edilerek nimetlerin bu temelde toplanması ve dağıtılması ve bölüştürülmesi ile oluşan kurumsallaşmış adil sistem.