Cennet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Cennet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Şubat 2010 Çarşamba

Halife İnsan:Kimin Halefi?



Bismillahirrahmanirrahıym!
Halife İnsan:Kimin Halefi?
            «Hani Rabbin meleklere 'ben yeryüzünde bir halife yara­tacağım' demişti de melekler, 'Ya Rabbi sen yeryüzünde kar-gasalık çıkaracak kanlar dökecek birim mi yaratacaksm? Oysa biz seni Överek tesbih ediyor, takdis ediyoruz' dediler, Allah meleklere 'ben sizin bilmediklerinizi bilirim' dedi.
Allah Adem'e bütün isimleri öğretti. Sonra bütün nesne­leri meleklere göstererek, 'haydi eğer davanızda haklı iseniz bunların isimlerini bana söyleyin' dedi. Melekler 'Ya Rabbi, Sen yücesin, bizim Senin bize Öğrettiklerin dışında hiçbir bilgimiz yoktur, hiç şüphesiz Sen herşeyi bilirsin ve yaptığın yerindedir', dediler.
Allah Adem'e 'ey Adem bunlara o nesnelerin adlarını bil­dir' dedi. Adem, meleklere bütün nesnelerin isimlerini bildirin­ce Allah, Onlara: 'ben size göklerin ve yerin bütün gizliliklerini, ayrıca sizin bütün açığa vurduklarınızı ve içinizde sakladıkları­nızı bilirim dememiş miydim?' dedi.»[1]
            “Halife kelimesi, h-l-f (halefe) kökünden türemiştir. Halefe, geride kaldı, sonradan geldi anlamındadır. Halife, selefin yerini alan, sonradan gelen (nesil), istihlâf edilen, birinin yerine bırakılan demektir. Aynı zamanda bu kelimenin kapsamı içinde vekâlet ve yöneticilik de vardır. Hilâfet, halife olmak, halifelik, reislik, başkanlık, birinin yerine geçmek, onun adına iş yapmak ve onu temsil etmek anlamına gelir. Istılahta ise; "Hz. Peygamber (s.a.s.)'den sonra, Ona halef olarak mü'minlere emîr olmak" şeklinde tarif edilmiştir. Bey'at sonucu mü'minler adına tasarruf yetkisine sahip olan ve ahkâmın tatbikini sağlayan kimseye halife denir. 
Halife’nin çoğulu halâif ve hulefâ’dır. İstihlâf ise, birini halife (temsilci/ardçı) kılmak anlamındadır. H-l-f (halefe) kökünden türeyen kelimeler Kur'an'da çokça (127 yerde) geçer. Ama konumuzla direkt ilgili olarak halife kelimesi Kur'an'da 2 yerde (2/Bakara, 30 ve 38/Sâd, 26), halife'nin çoğulu halâif 4 yerde (6/En'âm, 165; 10/Yûnus, 14, 73; 35/Fâtır, 39), Hulefâ kelimesi de 3 yerde (7/A'râf, 69, 74; 27/Neml, 62) geçer. İstihlâf kelimesi ise Kur'an'da 4 ayette (6/En'âm, 133; 7/A'râf, 129; 11/Hûd, 57; 24/Nûr, 55) zikredilir. Yine konuyla dolaylı ilgili half kelimesinin de 2 ayette (7/A'râf, 169; 19/Meryem, 59) geçtiği görülmektedir. “[2] 
           Kur’anAdemle ilgili olarak ve Ademin Evlatları hakkında; 1- İnsan;'Eşref-i mahlukat’tır 2- İnsan;'Allah’ın halifesi’dir 3- İnsan;'Özgür irade sahibi’dir. Bu üç konu üzerinde düşünmeye değer konulardır ve 'İnsan' olmak,bu üç konuya Vahyin getirdiği açılımı yakalaybilmeye bağlıdır. İnsan eşrafi mahlukat oluşu;yeryüzü ve semavatta yaratılmışların içinde merkezdeki tek varlık oluşudur.İlahi Alaqaya birinci derecede mazhar olan İnsandır.Yeryüzü ve semavat İnsanın hizmetine sunulmuştur. İnsanın özgür irade sahibi olması bir vakıa ve imtihandır. İnsan kendi özgür iradesiyle tüm zorluklara ve tuzaklara rağmen iradesini Rabbinine has kılarsa; yüz akıyla imtihanı vermiş ve el İnsan olmuştur.İnsanın Allah'ın Halifesi oluşu;irade sahibi tek varlık olması ve esmasını temsile liyakatlı yaratılmasıdır.


Beşerden el İnsan’a
            İnsan irade sahibi,heva ve hevesleri ile nefsi olan bir varlık olarak yaratılmıştır.Daha Cennette iken onca nimete rağmen şeytanın bir iğvası ile “yasak meyveden” yiyerek Cennetten çıkartılmıştır. İnsan Halife olarak yaratılmıştır:” 'ben yeryüzünde bir halife yara­tacağım'”  Herşeyin Meliki,İlahı ve Rabbı Allah,Ademi İradesi üzerinde Halef kıldı. Allah Ademi ve Eşini Cennete yerleştirdi.Ve ” «Dedik ki: Ey Adem, sen ve eşin Cennet'e yerleşiniz, ora­nın yiyeceklerinden istediğinizi bol bol yiyiniz, Fakat şu ağaca yaklaşmayınız- Yoksa zalimlerden olursunuz.”  Derken bir gün veya bir zaman Şeytan onlara yaklaştı: fıtratlarının içinde saklı olan ebedilik ,sahip olma duygusunu onlara göstermek,hatırlatmak için  harekete geçip,  ikisine birden fısıldayarak: “Rabbiniz sizi bu ağaçtan ancak, melek olmanız veya burada ebedi olarak kalanlardan olmamanız için yasaklamıştır” dedi. Ve onlara: “Ben gerçekten sizin iyiliğinizi isteyen biriyim” diye de yemin etti.[3] Ve böylece onları yanıltıcı düşüncelerle yönlendirdi. “ Fakat o ikisi sözü geçen ağaçtan tattıklarında, birden utanç yerleri açılıp ortaya çıktı ve çıplaklıklarının farkına vardılar.Bu insanın Allah’tan gafil olduğu en büyük aldanış noktasıdır.Sahip olma  duygusu ve sahip olduğunun kendini ebedi kılması kuruntusu, Allah’a karşı insanın en büyük cürmüdür. Ve hemen hatalarını anladılar. Zira Adem Halife olarak yaratılmıştı ve O’na meleklerin dahi bilmediği “İsimler” öğretilmişti. İlim ve Hikmet sahibi olarak yaptıklarının ne manaya geldiğini bildiler. Şiddetle utandılar. Utançlarını Varakayı Cennet olarak zuhur eden takva örtüsü ile örterek Rablerinden mağfiret dilediler. İblis gibi davranamazlardı.Zira İblisten üstün yaratılmışlardı. Bunun üzerine, Rableri onlara şöyle seslendi: “Ben size o ağacı yasaklamamış mıydım? Ve şeytanın göze görünmese de size apaçık bir düşman olduğunu söylememiş miydim?” Adem ilk sınavını kaybetti.Ama bu İblis karşısında yenilmiş anlamına gelmemektedir. Halef kılındığı iradesini Sahibinden gaflet ederek ebedileşme,sınırsız sahip olma arzusuyla kullanmış olmasına rağmen hatasını anladı ve mağfiret diledi.O’nun  Cennetten çıkartılması zaten gerekliydi. Zira Rabbi O’nu yeryüzü için yaratmıştı. Adem iradesini Allah’a teslim kılmak için yaratılmıştı.Kendi özgür iradesiyle Allah’ın koyduğu hudutlar içinde bir yaşam için yaratılmıştı.Bunu başaracak donanıma da sahipti. Adem kalbi bir pişmanlıkla Rabbinden af diledi.Kendi nefsine zulmettiğini itiraf etti.İblisin yaptığı gibi yapmadı. Gafur ve Rahim olan  Allah; Onu affetti ve  yeryüzüne   yerleştirdi.
             İnsanın Halife olarak yaratılması, iradesi üzerinde Halife kılınması,insanın tüm duygu,düşünce eylemlerinden oluşan ilişkilerini kapsayacak ve kuşatacak sonuçları olan bir durumdur.İnsan Halife olarak yaratılmamış olsaydı,bir tür melek,yada fıtri olarak nefsini kötülükten ve haramdan uzak tutmaya ayarlanmış bir tür olurdu,Allahu Alem.Zira kainatta şuurlu ve şuursuz,canlı ve cansız tüm yaratılmış varlık alemi (İnsan ve Cin hariç) Rabbin iradesine boyun eğer bir şekilde yaratılmıştır.Allah’ın iradesi dışında İnsandan başka hiçbir varlığa,bir irade ve kendi iradesi üzerinde hakim olma rolü verilmemiştir.Çünkü Allahın iradesi tüm kainatı kuşatmış, herşey O’nun koyduğu Sünnetullah ve Adetullah çervesinde olup/bitmekte,akıp/gitmektedir.İnsana gelince burada farklı bir durum vardır.Ve bu nedenlede Allah;“Ben yeryüzünde bir Halife yaratacağım!” buyurduğunda tüm Melekler hayrete düşmüşlerdir.Çünkü bu olağan bir durum değildir.Velevki daha önce de böyle bir varlık yaratılmış olsun,bu olağandışı durumu değiştirmemektedir.Buradaki olağan dışılık Allah’ın İradesinin dışında kendi iradesi olan ve bu iradesini özgürce ve hiçbir zorlama olmadan kullanabilecek bir türün yaratılmış olmasıdır.Yani İnsanın İradesi üzerinde Allah kendi adına insanı halef kılmasıdır.Davud Aleyhisselamı yeryüzüne “Halife“ kılması gibi.İnsanın İradesi üzerine halef kılınması ile insanın eşya üzerine yada bir ülke üzerine  halef kılınması arasında mahiyet farkı yoktur.Allah İnsan’ın İradesini kullanmada onu muhayyer bırakmıştır. Ama İnsanın iradesini kullanırken ondan Hak ve adalet ilkeleri ile kullanmasını beklemektedir.[4] Hak ile iradesini kullanacakmı,yoksa hevasına uyarak iblisin ayak izlerinimi takip edecek? Balçıktan yaratılan Adem;halife insan olarak tarih sahnesine çıkartıldı.Ademin çocukları ise,sudan yaratıldı ve beşer olarak yeryüzü sahnesinde yerini aldı. İradesi üzerinde Hak ile hükmetmesi durumunda el insan’a dönüşecek ve Ademin varisi olmaya hak kazanacaktır.[5] Hak ile iradesini kullanacakmı kullanmayacakmı,   Ancak insandırki,  Allah; İnsana Vahyederek,ona iki yolu gösterdi.[6] Bu iki yoldan hangisine yöneleceğine kendi iradesi ile insan karar verecekti.Çoğunlukla İnsan kolay yolu seçti, Aqabeye (Zor yola) yönelmedi.Bunlar Ashabı Me’şeme dir. Kolay yolu,nefsin istediği yönü seçenlerdir. Halife olarak yaratılma hikmetine uygun olarak İradesini Allah’a teslim edenler ise; Ashabı Meymene ve Sabigun[7] olarak  vasıflandırıldılar.Halife olarak yaradılış hikmetinin dışına çıkmayarak nefislerini zulümden koruyanlar ve Kurtuluşa erenler Bunlardır. Ashabı Meş’emenin yeri ise;Rablerine nankörlük etmeleri ve nefislerine zulmü bulaştırdıklarından  dolayı gidecekleri yer Haviyedir.
Hilafet Görev Bilincini Kuşanmaktır.
            Hilafetin görev fonksiyonu kulluk ve ibadetin boyutlarını aşar. İnsana verilen irade,duygu ve düşünce,merhamet ve yardımseverlik fonksiyonları ile Rabbin terbiyesinde Mugarrebun Mertebesine (Öncüler) ulaşması, Allahın Halife Yaratma Muradının gerçekleşmesi anlamına gelecektir. İnsanda Halife olma enerjisi ve yeteneği vardır,esfele safiliyne inme temayülü olduğu gibi.  İnsanın bu gün geldiği bilimsel seviye,Ona verilen bu yetenek sayesindedir. Tıbbi,elektronik,bilgisayar alanlarındaki son gelişmeler İnsanın Halife olarak ne denli farklı ve üstün donanımlara sahip olduğunu göstermektedir. Burada asıl sorun,insan enerji ve yeteneklerini kendi iradesiyle Hayrda mı yoksa şerdemi kullanacağı sorunudur. İradesini Hayr yönünde kullanması,İnsanı Halife kılar,Şer yönünde kullanması durumunda  ise esfelesafiliyn derecesine indirir. Bu Meleklerle İnsan arasındaki farktır. Halife insanın  meleklerden üstün olması bundandır.  Rasulullah Halife İnsana en güzel örnektir. Onda iman edenler için güzel örnekler olmasına dikkat çekilmesi, beşerden el insan olma seyrinde güzel bir örneklik oluşturmuş olmasıdır. Halife olma iradesini gösterenler Rasulullah gibi olma iradesini göstermek zorundadır.
            “Bizim nasıl Allah'ın muradı olduğumuzu anlamak için, Şeytan'ın neden secde etmeyi reddettiğini bilmemiz lazım. Bu aynı zamanda varoluş, anlam ve amaçla ilgili bizim hikâyemizdir.Kur'an bakış açısından gökler ve yer ve aralarındaki muazzam tabiat insan için ve insanın yararına yaratılmıştır (35/Fatır, 12-13). Dünya varlık âleminde biriciktir (35/Fatır, 27-28). Göklerin ve yerin boşa yaratıldığını ancak hakikati inkar edenler söyleyebilir (38/Sad, 27; 44/Duhan, 38-39.) Bugüne kadar sahip olduğumuz bilgilerden hareketle şöyle bir sonuca varmamız mümkün: Uzayda yer alan sistemler bizim içinde yer aldığımız Samanyolunu, Samanyolu Güneş sistemini ve Güneş sistemi de bizim dünyamızı bu kıvamda tutmak üzere fonksiyon görmektedirler. Uyduyuz, ama değerli bir inci gibi her türlü tehlikeye karşı kenarda-kıyıda saklanmak üzere böyle tutuluyoruz. Bütün bu sistemler "Allah'ın mülküdür"  ve belli bir vakte kadar bizim yararımıza çalışıyorlar [8]
            Bu yüzden namaz kılmayan Müslüman -ki Müslüman bittabi namaz kılar- Şeytan gibi Allah'ın azametini ve muradını ve insanın saygınlığını, yani aslında kendi asli misyonunu ve şerefli rolünü reddeden kimsedir. Namaz kılmamak Şeytan'ın suçuna iştirak etmek, Allah'ın muradına karşı olmak, onun tezini kanıtlamasına yardımcı olmak suretiyle kendimizi de inkar etmeye kalkışmak demektir.Tüm itaatsizlikler bu anlama gelmektedir. Adaleti ve kıstı ayakta tutmakta böyledir. Adaletsizlik şirktir. Adaletin ayakta tutulduğu bir vasatta ancak Tevhidden bahsedilebilinir. Bu yüzden şirk adaletsizliğin fasid hali, Adalet ise Tevhidin nimetidir.Ki büyük bir adaletsizlik ve zulüm dürki, El İnsana yakışmayan her düşünce ve eylem;şeytanı Allah karşısında haklı çıkartma anlamına gelmektedir.Oysa İnsanın itaatsizlik  için yaratılmış olduğunu kimse iddia etmemektedir.  Allah'a itaat adalettir.
            Fakat melekler bu konuda hiçbir şey bilmemektedirler. Çünkü sınırlı bir bilgi ile yaratılmışlardır. Bu bilgileri ile ancak Allah'ı överek tesbih edebilir, O'nu ibadetle kutsayabilir ve kendi özel şartlarında yaşayabilirler. Böylece Allah onlardan yeryüzündekileri tanımalarını istemekte ve önlerindeki cahilliği aydınlatmaya çalışmaktadır. Onlar ise bilgisiz­liklerini tam bir İtaat ve kutsama ile itiraf ediyorlar. Al­lah onların bu düşüncelerini daha da pekiştirmek amacıy­la Adem'den bildiklerini onlara Öğretmesini istiyor. Adem de  bunların  hepsini  onlara  öğretiyor.   Böylece  imandan kaynaklanan bilgi tamamlanıyor, deney yolu ile de ispat­lanmış oluyor ve bu bölüm, mutlak ilmi yalnız Allah'a ait olan, buna karşılık tüm yaratıklara da sınırlı bilgiyi ve­ren sürekli,  kapsamlı ilahi gerçekliği aşılamaya çalışan ayetle sona eriyor. Buna göre her yaratık bir görev için yaratılmıştır. Bu kez herkes   kendi   görevini   bilmelidir. Bilmediği zaman Allah'ın işlerine burnunu sokmamakdır. Allah'ın ona öğretmesini beklemelidir ya da hikmetini ve sırrını bilmese de her şeyin Allah'ın hikmetine göre mey­dana geldiğini kabul eden bîr huşu içinde hareket etme­lidir.[9]
Hulasa
            Allah’a itaatsizlik  Günahtır.Doğruluğun karşıtı  da sapıklıktır.Zulüm;Allah’ın yaratış hikmeti ve amacının dışına taşmaktır. Eylem ve düşünme olarak bu böyledir.İnsan itaatkar olsun diye yaratılmıştır. Ama isyana eğilimide vardır. İtaat meyli ve donanımı da, Asiliği ve tuğyanıda kendi eliyledir. Kolaya meyyal,zora ise iştahsızdır. Kanma,kandırılma konusunda insan zayıftır.Hatırlayacak olursak;Adem Cennette yaşaması için değil,Dünya da yaşaması için yaratılmıştır. İnsanlığı yeşertmek için. Adem’in ve eşi Havva nın yaratılıp yerleştirildiği Cennet,Ölümden  Hesap Gününden sonraki Cennet değildir. Orada, yeryüzündeki serüveninde en zayıf noktası konusunda tecrübi bir donanım elde etsin,bu zayıf noktasının apaçık düşmanının kullandığı zaafı olduğunu görsün murad edilmiştir. Adem hata yada farketmez bir günah işledi ve Cennetten Kovuldu. “Biriniz birinize düşman olarak oradan inin “ dendi. Adem “Tevbe “etti. Ve Allah’ta  Onu affetti. Onun günahı bilerek ve ısrarla işlenmiş bir günah değildi. Aldanarak işlemişti. Nihayetinde  o bir insandı ve günah işlemeye de temayüllü yaradılmıştı.Ve unutulmaması gereken bir hususta Allah Ademi Cennet için değil Yeryüzü (Dünya) için yaratmıştı. Adem öyle bir varlıktı ki o  aldanmaya mutlaka düşecekti. Öyle de oldu. Ve yaratılış maksadına uygun olarak Adem’in Yeryüzü serüveni başladı. İnsan’ın iblisle mücadelesi İlk Cennette başladı.Bu Ademin Yeryüzü serüveni boyunca Şeytan ve Güçleri ile İnsanlığın Mücadelesi tarihinin başlangıcıdır. Hakla Batılın Mücadelesi bu mücadeledir. Tüm Muvahhidlerin  şeytan ve şeytani güçlerle mücadelesi Kıyamete kadar sürecektir. Kıyamet tarihin,yeryüzü serüveninin  sonudur.
«De ki ey nefislerine karşı aşırı giden kullarım, Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin. Allah bütün günahları bağışlar; Çünkü o esirgeyen ve bağışlayandır.»[10]  
            Allah’ın Halife olarak yarattığı Adem’in, yaratılış serüveninin başında  İblis’in itaatsizliği,kovulmuşluğu ve Halife İnsanı yoldan saptırıcı ayartıcılığı ile karşılaşıyoruz. Ve  ilk Halife İnsan Adem’e hayatının başlangıcında esaslı bir  aldatma ile onların ayaklarını Cennetten nasıl kaydırdığını öğreniyoruz. İnsanın Halifeliği ile İblisle mücadele arasında sıkı bir ilişki olduğu muhakkak. Halife insan; iblisin tüm iğvalarına,kandırmalarına ,vesveselerine pirim vermeyen,kovulmuş iblisi ve yandaşları olan kişi,kurum ve kuruluşları tekzip edip gayrimeşruluğa mahkum etmekle yükümlüdür. Ve bu yükümlülük Onun Halifeliğini belirleyen önemli bir husustur ve Rabbin Nas tarafından verilmiş bir görevdir. Ademin balçıktan yaratılıp ona isimler öğretilerek Halifeleştirilmesine karşılık,Ademoğulları “atılmış bir sudan” belli bir dönem ana rahminde dünyaya hazırlanan bir beşer olarak yaratılmıştır. Beşer olarak yaratılan Ademoğulları, ilim ve hikmetle,Ademin varisi  el insana yükselmesi için bir seyrü suluk izlemesi gerekmiştir. Balçıktan yaratılmış Adem ile atılmış bir sudan yaratılmış Oğulları arasındaki farktır. Adem bizatihi Allah tarafından insanı kamil olarak yaratılmıştır. Oğulları ise şehvet suyundan beşer olarak yaratılmıştır. İradesiyle iki yol ayrımına bırakılmış; Allah’ın iradesine boyun eğib iradesini Allah’a teslim eden bereş,insan olmayı kendi eliyle kazanması murat edilmiştir. Böylece Ademoğlu Ademin varisi olmaya hak kazanacaktır.
            Hz.İmam Ali’nin ve hem de  İmam Sadık (Sa)  şöyle buyurdukları nakledilmiştir.:”Bil ki insanın yaratılış şekli, Allah’ın mahlukatına en büyük hüccetlerindendir; İnsan Allah’ın eliyle yazdığı kitaptır,Allah’ın hikmetiyle kurduğu bir şehirdir,alemlerin suretinin toplamıdır,levhi Mahfuzdan bir özettir,o her gaip olana şahittir, her hayra götüren dosdoğru yoldur ve cennet ve cehennem arasındaki yoldur.”
            “Neticede insan,Allah’ın yaratıklarına Halifesidir;ilahi surette yaratılmış varlıktır,beldelerinde tasarruf edendir,Allah’ın isimleri ve sıfatları ile süslenmiştir,Allah’ın mülk ve melekut aleminin hazinelerinde tasarruf hakkı vardır,ruhu ilahi alemlerden üflenmiştir,zahiri mülk ve melekut nüshasıdır,batını ise hiç ölmeyen hay olan Allah’ın hazinesidir.” [11]
            Makam ı  Nun; yaratılmışın çıkabileceği en son makam. Nun; Yüce Allah’ın zatında eriyen ,fani olan muheymin meleğinin halidir.Allah’ın cemali ve zatının tecelligatı karşısında derin bir “Hayranlık” anında donup kalan ve hayranlığı biteviye devam etmekte olan Müheymin Meleğinin sembolüdür. Nun üstü açık bir daireye benzediğinden,yukarı doğru iki ucu ile insanı andırır. Hayranlıktan donup kalan insanın “nun” gibi iç alemine dalması, Meleklerden de üstün Halife İnsanın ulaşacağı son menzildir. Nerden nereye? Çok cahil ve nankörlükten Makam ı Nun derecesine. Ademoğlunun kadim serüveni!
            Nun Makamına bir tek Ademin çıkması bile Halife olarak İnsanın yaratılmasına değerdir ve Allah’ın muradının gerçekleştiğini gösterir. Ve düşünün ki, Allah’a kullukta yarışan,çabalayan,didinen,canlarını veren,mallarını tüketen,dünyadan yüz çeviren milyonlarca insan ve  Nun Makamı….
            Hakikat Kitab’ın satırlarında yazılıdır.İmanla keşfedilir,Kalple özümsenir.Hal ile dışa vurulur.Şahitlik tam da budur.Bunun içinse başta hakikati kulluk için arama iradesi gerekir.İradesini kulluk bilincine odaklayan kişiyi Rabbi hidayetine yöneltir.Şeytanın musallat olamıyacağı,olsada yoldan çıkartamayacağı Halife İnsan,bu İnsandır.Nefsi mutmain.Allah ondan razıdır,o Rabbinden.
            İblisin tüm engellemelerine rağmen,beşerin çoğunluğunu; sıratı mustakıymden döndürmüş olsada,gaflete sürüklesede başta peygamberler,nebiler olmak üzere sayısız salih,mü’min Allah’ın muradı İlahisini gerçekleştirmiştir ve gerçekleştirmeye de devam etmektedir. Rahman ve Rahıym olan Allah yegane kudret sahibidir. Tüm yaratılmış O’nun azameti karşısında  boyun eğmiştir.
              
            Elhamdulillahirabbilalemiyn!


[1] Bakara 30/33
[2] Ahmet Kalkan;Günümüz Müfessirlerinden.Bkz.Kavram Tefsiri  Halife Maddesi.
[3]  Kalem Süresi 21-22
[4] 38/Sad;26"Ey Davud! Şüphesiz seni, yeryüzünde halife (hükümran, iktidar sahibi) kıldık. Öyleyse, insanlar arasında adaletle hükmet. Hevâ ve hevese uyma. Yoksa seni Allah yolundan saptırır. Doğrusu, Allah'ın yolundan sapanlara, hesap gününü unutmalarına karşılık çetin azap vardır."
[5] Ademin durumu,neslinden gelen  Ademoğullarının durumu gibi değildir. Adem balçıktan yaratıldı.Ona Rabbi eşyanın isimlerini öğretti ve O,yaratılışın bizatihi öğretici seyri boyunca insanı kamil  olarak ayağa kalktı. Onun haline ilk konuşmaya başladığında melekler şaşkınlık geçirdiler ve zanlarından dolayı  Allah’tan özür dilediler. Ademoğlu Cedleri Adem gibi değildir. Şehvet anındaki sudan yaratıldılar ve ana rahminden  beşer olarak yeryüzüne avdet ettiler. Mükellefiyet yaşına geldiklerinde sorumlulukları başladı. İki yol’dan birine yöneldiler. Bu iki yoldur ki;biri, beşer olan ademoğlunu  el insana ulaştıracak,diğeri; beşer Ademoğlunu azıtıp saptırarak esvele safiliyne düşürecektir.
[6] 90 Beled 10: “Ve ona iki YOLU göstermedikmi?!”    
[7] 76 İnsan 5/"şüphesiz en iyiler,gerçek erdem sahipleri mizacı kâfur olan bir tastan içerler. Allah'ın kullarının taşıra taşıra içeceği bir kaynak. O erdem sahipleri ki ahidlerine sadakat gösterirler ve şerli şiddeti yayılıp büyüyen bir günden korkarlar. İçleri çektiği hâlde yiyeceği, miskine, yetime ve esire yedirirler.Kendi kendilerine fıldaşarak 'Biz sizi ancak Allah'ın rızası için doyuruyoruz, sizden bir karşılık ve teşekkür beklemiyoruz. Doğrusu sıkıntı ve dehşet dolu bir  Gün’de Rabbimize verielecek hesab yüreğimizi titretiyor.’ derler. Allah da O Günün şerrinden onları korur. Onlara aydınlık ve sevinç verir.Ve Onları sarsıcı sıkıntılara karşı sabrettikleri için kutlu bir bahçe ve ipekten giysiler ile  ödüllendirir.”
[8]  Ali Bulaç; günümüz İslam Mütefekkiri.
[9]  M.H.Fadallah;Min Vahyil Kur’an.
[10] Zümer 53
[11]  İmam Ruhullah

18 Ocak 2010 Pazartesi

Ashab-ı Cennet (Bahçe Sahipleri):İki Tercih;Mülükiyyetmi, Nasiplenmekmi?


 Sure i Kalem'den

Atilla MORÇOL





              Nun yada Nûn Süresi diye de anılan Kalem Süresi  erken dönem  vahyedilen bir süredir. Nuzul tertiplerinde 2.sırada yer verilmiştir. Hz. Aişe Validemiz’den rivayette ise fetret-i vahiyden sonra ilk nazil olan süredir. İqra Süresindeki  alaq’tan  ve Ebu Leheb’teki anlatımı saymazsak ilk  kıssa anlatımının başladığı (Cennet Sahibleri) Süredir. Sahip olma duygusunun terbiye edilerek,insanın Allah’a yönelmesi ve ahiret yurduna rağbet etmesi gerekliliği ve bunun önündeki en büyük bağ olan  mal ve mülk edinme tutkusu ile sahip olmanın;  insanı gaflet içinde de olsa  Rabbine karşı diklenmeye ve O’nun hakkına riayetsizliğe sevk ettiği  anlatılmaktadır. Allahın hayata müdahil olduğu gerçeğine karşın gaflete düşmenin  ne ağır sonuçlar doğurduğu,üzerine halef kılınılan mal ve mülkteki Allah’ın hakkına riayetsizliğin ise  büyük bir zulüm olduğu tüm açıklığı ile ortaya koyulmaktadır. Mekke döneminin son yıllarında nazil olan Keyf Süresindeki iki Cennet (Bahçe)  sahibinin  dünya görüşlerinde de  Allah’a karşı boyun eğen kul ile Rabbine karşı “ben” diyerek Allah’ın hududlarına riayet etmeyen Bahçe Sabininin hikayelerinde ayni akibet karşımıza çıkmaktadır. Ayni anlatımı Mekki Sebe Süresinin 15/20 . ayetlerinde, Sebe Halkı anlatımında da görmekteyiz: “Rabbinizin size bahşettiği rızıktan nasiplenin,ama O’na olan şükrünüzü [1] de ifa edin..”

            Bahçe Sahipleri anlatımları, varsıllığı kendini yoldan çıkartarak müstağnileşen insanı; ”esatirûl evveliyn” noktasına getiren, inkar serüvenini anlamada ipuçları vermektedir. Evvelkilerin sınandığı gibi ,Bahçe (Cennet)[2] sahipleride sınanmıştır. Ve nihayetinde ;” Dünya Cenneti” nde tüm insanların denendiği gibi;kaybedenler cehenneme kovulacak,kazananlar daha güzel ebedi cennet bahçelerinde ağırlanacaktır. Cennet arapçada; bakımlı,verimli,sulak bahçelere verilen bir adtır. Her bahçe için kullanılmaz. Dünya hayatında iyi tutum sergileyenler herzaman sonucunu bu dünyada göremeyebilirler. Ahirette karşılığını görecekleri muhakkak. Sonucu bu dünyada görmede ısrarlı olanların inanç noktasında problemli olduğu muhakkaktır. Böylelerinin kolayca  nifaka sürüklenecek bir pozisyonda oldukları, hallerinden,duruşlarından ve düşüncelerinden bellidir.
                17 Ve Biz o günahkarları sınamıştık tıpkı bahçe  sahiplerini (Ashabul cenneh)  sınadığımız gibi: Hani onlar ertesi sabah  hasatı devşireceklerine yemin edip sözleşmişlerdi. 18 Bir istisna da getirmemişlerdi.
            Dünyada cennet sahibi olan kıssadaki bir gurup insan, sahip olmanın verdiği anafor içinde dediler ki;”yarın erkenden gidip hasatı devşirelim!”. Allah’ın bir iradesi olduğunu,O’nun izni olmadan hiçbir şeyin olmayacağını, içinde bulundukları nimet düşkünlüğü onlara unutturdu ve hiçbir istisna getirmeden “yarın erkenden gidip hasatı devşirelim!” dediler. Bu onların ilk taşkınlığı idi. İlk tecavüz. Haddi aşmak yani! Oysa bilmelilerdi ki,Allah yegane hakimdir,işleri takdir edendir,kadiri mutlaktır. Allah’ın sayesinde cuzi bir eylem gücüne sahip olunduğunu ve O’nun dilemesi ve izni ile her işin olduğunu unutmuşlardır.
19 bunun üzerine, onlar uykudayken Rabbinden (gelen) bir bela o [bahçeyi] sarmıştı, 20 ve ertesi gün bütün hasat ve bahçe kapkara kesilmişti.
            Uykudalarken,Rablerinden gelen bir musibet üzerlerinde dönmeye başladı.Cenneti ellerinden alıverdi.Farkında değillerdi. O cennetleri hasatı ile birlikte kapkara kesiliverdi. Onlar uykudaydılar ama Rableri hay ve kayyum idi.O cenneti onlara verdiği gibi ellerinden aldı.
21 Sabah erken kalktıklarında birbirlerine seslendiler: 22 “Meyve toplamak istiyorsanız erkenden tarlanıza gidin!”
            Buradaki insanoğlunun ne denli bir  acziyet   içinde olduğuna dair etkili bir fotoğraf vardır. Hala farkında değillerdi. Bahçenin sahibinin kendileri olduğu zannı ile sabah erkenden kalktılar. ”Hasadı toplamak istiyorsanız erkenden bahçeye gidin!” dediler ve yola koyuldular. Bahçe ellerinden gitmiş,üzerinde hesaplar yapılan hasat kapkara kesilmiştir. Onlarsa hala hesap yapmakla meşkuller.
23 Derken yola koyuldular, giderken fısıldaşıyorlardı: 24 “Bugün hiçbir yoksul, bahçeye girip [siz habersizken] yanınıza [sokulmasın]!” 25 ve amaçlarına ulaşmaya kararlı bir şekilde erkenden kalkıp gittiler.
            Haddi bir aştın mı nerede durulacağı konusunda bir garanti yoktur. Şeytan onları bir daha ayarttı ve birbirlerine fısıldadılar; ‘minşerril vesvasil hannas’ misali:  ”Bu gün bir yoksul bahçeye girmeden yada yanaşmadan işi bitirelim” dediler. Burada ikinci  zulmü işlediler. Yoksulun hakkını vermemek. Ademin Cennette o kadar nimetten nasipleniyorken  o yasak ağaca meyletmesinin altındaki sırdır bu: Onuda tatmak yada kalıcı ve güclü olma duygusu. Yada iki kardeşten birinin 99 koyunu[5] olsunda hala kardeşinin bir koyununa göz  diksin. Allah’ın hakkını gözetmeden ve akıllarına getirmeden,ihtiras sarhoşluğu ile  yola koyuldular.Sanki devşirecekleri bir cennetleri varmışcasına!
26 Ama bahçeye bakıp onu [tanınmaz halde] görünce: “Herhalde yolumuzu şaşırmış olacağız!” diye bağırdılar; 27 [ve sonra da] “Hayır, galiba elimizden çıkmış!” (dediler).28 Aralarındaki en akl-ı selim sahibi olanı, “Ben size, Allah'ın sınırsız şanını yüceltmelisiniz demedim mi?”diye sordu.
            Sonra birbirlerine şaşkınca; “ başka bir yere geldik “ dediler. Ne zaman sonra ayıldılar,kendilerine geldiler:”Biz gerçekten zulmettik!” diyerek yaptıklarını anlamaya başladılar. “Ben size, şanı yüce Allah'ı tespih etmeliyiz  demedim mi?” diyerek  hayıflandılar. Alah’ı tespih O’nun şanını yüceltmek ve öğmektir. Bunun da sadece lafla değil eylemle, itaatle olacağı açıktır.Oysa; “Allah izin verirse yarın erken kalkalım ve Bahçemize hasada gidelim. Miskinlerinde hakkını unutmayalım.Mülkün sahibi olan Allah böyle istemektedir” demeliydiler. Ancak böylesi bir tavır, Allah’ı tesbih etmek olacaktı. Onlar bunu unutarak ne Allah’ın şanını akıllarına getirdiler nede Allah’ın kendilerini üzerine halef kıldığı cennet üzerinde miskinlerinde bir payı olduğunu aklettiler. Zenginin, üzerine halef kılındığı nimette  yoksul ve yoksunlara Allah’ın ayırdığı  payı infak etmesi, Allah’ın  hukukuna riayettir. Mü’minler infakı ahlak edinmişlerdir. İstizaf[6] edenler ise,vermek bir yana Allahın halkını istismar ederek insanları mahrum bırakma pahasına tekasürü ahlak edinmişlerdir.
            Ekini ve nesli harap etmek;bölüşmemek,cimrilik yapıp tekasüre yönelmektir. Ekin suyla beslenir,tarla suyla cennete dönüşür.Gönül ise vahiyle beslenir,infakla zenginleşir, Rabbine yaklaşır. Vahiyle insanda bir hars (Kültür) oluşur. Böylece her eylemi, sözü ve düşünceleri;vahiyden damıtılmış hikmete dönüşür.Vahiyle inşaa edilmiş bir zihin; bu bahçenin kendisine Allah’ın bir emaneti olduğunu yani kendisinin bu bahçe üzerine asıl sahib adına  halef  kılındığını,asıl Sahibin rızasını gözeterek tasarruf etmesi gerektiğini idrak edip buna göre icraatta bulunması gerektiğine  şahit olmuştur. Ademin yasak meyve ağacına yönelmesi ve cennetten çıkartılmasını bilen ademoğlu,o bahçe hasadının bir bölümünün kendine yasak meyve mertebesinde olduğunu anlaması gerekirdi. “Hebsi benimdir” dediler ve Cennetleri elden gitti.Tıpkı Adem gibi. Ademin başına gelenin bir başka şeklidir, Bahçe Sahiblerinin başına gelenler.
29 Onlar: “Rabbimizin şanı yücedir! Doğrusu biz zulüm işliyorduk!” diye cevap verdiler; 30 ve sonra dönüp birbirlerini suçlamaya başladılar.31 [Sonunda] “Yazıklar olsun bize!” dediler, “Gerçekten biz küstahça davranmıştık! 32 [Ama] belki Rabbimiz yerine daha iyisini bize bağışlayacak: Biz de ümitle O'na yöneleceğiz!”33 İŞTE [bazı insanları bu dünyada denemek için verdiğimiz] azap böyledir; ama Ahiret Yurdundaki [günahkarların uğrayacağı]azap veren mahrumiyet   daha şiddetli olacak; keşke bunu bilselerdi! 34 Şüphesiz, muttaki olanlar için Rabb'leri katında nimetlerle donatılmış Bahçeler vardır.
                Şaşırmış (Daallun) bir vaziyette:”Mahrum bırakıldık” dediler. Cennettekilerin cehennemdekilere; ”Allah bu nimetlerden sizi mahrum kıldı” demeleri gibi.[7] Allah’ın iradesine rağmen,müstahlef kılınan servet üzerinde;yoksullara,yetimlere,kölelere  haklarının verilmeyerek onları bu haktan mahrum bırakanlarda Ahiret Yurdundaki  Cennetten mahrum kalarak bunun bedelini ödemeyle yüz yüze kalacaklardır.

            İnsanların servetleri üzerindeki hakkı; israf sınırana riayet şartı ile yiyib,içmeleri,ihtiyaçlarını karşılamaları kadardır. Arta kalan Allah’ın cc hakkıdır ve nerelere harcanacağına da Allah karar vermiştir: Yoksullara,yolda kalmışlara,yetimlere,kölelere,darda kalanlara.Bu Allah’ı tespih edip yüceltmektir. Nifakla infak ilişkisini bu açıdan dikkate almak gerekir. Kavli tespih amelle gerçek bir tespihe dönüşmektedir. Lafla tespih kafi değildir.

            Bahçe sahipleri;” Biz kendimize zulmettik!” bahçemizi nurdan zulmete dönderdik,kendi elimizle kendimizi mahrum bıraktık,karanlığı tekasürle satın aldık, nefsimizi karanlığa gömdük diyerek birbirlerini kınadılar.

            Evladlarında ve envalinde Allah’ın hakkını yoksula,yetime,köleye ver! Aksi durumda Allah’tan saklanan pay şeytana sunulmuş olmaktadır. Şeytana hitaben;”git evladlarında ve envallerinde onlara ortak ol!” [8]emri tersinden bu manaya gelmektedir.

            Yeryüzünde insanlarının cenneti kılınmış bu yeryüzü cennetindeki tasarruf,Cennetteki  Adem’in ve Bahçe Sahiblerinin kıssalarından ibret alınmadığı için dünya hayatı, mahrumlar için cehenneme çevrilmiştir.İstikbar edenler ise,ebedi cennetlerini cehenneme dönüştürmüşlerdir. Kimilerine çok kimilerine de az emval verilmiş olmasının ahiret yurdundaki maliyeti ve kazancı elbetteki dünya hayatındaki zevk ve çileyle mütenasib olacaktır. Hasad için bahçelerine gelenlerin mahrumiyetiyle, adeta hesap günü insanın eline verilen Kitab’ın; her şeyi en ince teferruatına kadar sayıp dökmesi karşısında yaşanacak hüsran anlatılmaktadır.
           
            Bahçe Sahibleri ile ilgili güncel okumaya gelince:
            Haiti;  Karaib Adaları içinde yer alan 27 ada devletten biri olup 10 milyon nüfusa sahiptir. Yoksulluk Karaib Ada devletlerinin kaderidir adeta. Bu yüzdende uyuşturucu,kadın ve çocuk ticareti gibi ahlak ve yasa dışı işlerin organizeli bir şekilde alabildiğine işlendiği bir bölgedir. Bu günkü Haiti, son verilere göre, halkının yaklaşık % 75'i günde 2 doların, dört buçuk milyon kişiye tekabül eden % 56'sının bir doların altında bir miktarla yaşadığı bir ülkedir. Onlarca yıl süren neoliberal "düzenleme" ve neo-emperyal müdahaleler hükümetin, halkına yatırım yapabilme veya ekonomisini düzeltme kapasitesini elinden tamamen aldı. Bu durumun müsebbibi ise abd den başkası değildir.Haiti 1915 te abd tarafından işgal edilmiş, sömürülmesi ve diktaların elinde oyuncak olması için siyasetler dayatılmıştır. Kapitalizmin ana üssü olan abd nin Florida Eyaletinin güneyinde Meksika Körfezinin Doğusunda Ekvator ikliminin hakim olduğu Turizm potansiyeline sahip bir ülkenin bu kadar yoksul kalmasında başka bir nedene gerekte yoktur. 13 Ocak tarihli 7 şiddetindeki Haiti Debremi,bu yoksul ülkeyi yerle bir etti. Abd nin hemen yanıbaşında vukubulan bu felakete, müstekbir  Bahçe sahibleri  oralı bile olmadılar. Zaten bu yoksul komşularını bahçelerinden uzak tutarak ve onları istismar ederek yoksulluğa mahkum etmeleri,debremin bu kadar yıkıcı olmasının da sebebi değilmidir. ABD, yardım ve kurtarma faaliyetlerine katılmak üzere ülkeye binlerce asker göndereceğini açıklamış. Başkan Obama ayrıca, Haiti'ye 100 milyon(!) Dolar acil yardım sağlayacaklarını duyurmuş!Aman ne büyük bir yardım.Afganistana fırlattığı beş güdümlü  füzenin fiyatından biraz fazla bir rakam bu! “ Az veripte çok verdiğini söylemek” bu olsa gerektir. Ama hala enkaz altında ve ilaçsızlıktan insanlar her dakika ölüme yenik düşmeye devam etmektedir.
           


[1] Nimet üzerinde insanın hakkı; nimetten, israf etmeden nasiplenmek,Allah’ın hakkıda;arta kalanın Allah’ın mahrum halkına infak edilmesidir.Nimetin şükrünün ifası ancak bu şekilde yapılır.
[2] Metinde “cennet” olarak  isimlendirilen bahçe sıradan bir bahçe değildir. O çok verimli,iyi yetişmiş,türlü türlü meyve ve sebze veren,toprağı berimli,yeri güzel,içinde de suyu  olan bir bahçedir. Arab dilinde her bahçeye cennet denilmemektdir. Bizde de “cennet gibi bir bahçe” tabirinde olduğu gibi.
[3] Onlar;önceki ayette geçen mal ve evlad verilerek zengin kılnanların şımararak,müstağnileşmesi ve “bunlar esatirûl evveliyn” diyerek inkara düşenler.
[4] “İnşaallah,Allah izin verirse” demek suretiyle Allah’ın hayata müdahil olduğunu ve O’nun izni olmadan hiçbirşeyin vukubulmayacağı mutlak egemen, mutlak gudret sahi ve hükümran olduğunu onaylamamışlar,göz ardı etmişlerdi.
[5]  Süre i Sad;Davut as Kıssası.
[6] İstizaf: zayıf ve adi görme, küçümseme,aşağılama.
[7] 7 A’raf 50 “Cehennemlikler de cennetliklere, "Ne olur, sudan veya Allah'ın size verdiği rızıktan biraz da bizim üzerimize akıtın" diye çağrışırlar. Onlar, "Şüphesiz, Allah bunları kafirlere haram kılmıştır" derler.”
[8] 17 İsra 64  "(Haydi) onlardan gücünün yettiğinin ayağını çağrınla kaydır. Atlıların ve yayalarınla onların üzerine yürü. Onların mallarına ve evlatlarına ortak ol. Onlara vaadlerde bulun." Halbuki şeytan onlara aldatmadan başka bir şey va'detmez.